Demokrasi ve SolDünyaİVME BlogLaiklikPolitikaToplumsal AdaletYerel Yönetimler

Türkiye ve Fransa’da Laiklik, Üniter Yapı ve Yerel Yönetimler – Yaşar Nuri Tekin

Türkiye ve Fransa gerek cumhuriyet idaresi, gerek kamu çıkarının ön planda olduğu laiklik ve yerel yönetimler konusunda oldukça benzerlik ve farklılıklara sahip iki ülkedir. Ancak Türkiye’de bazı kesimlerin (ulusalcı, tutucu, tekçi)iddia ettiği gibi Fransa Ab uğruna yerelleşmedi ve ulus devletten vazgeçmedi. Bizden ne istiyorlar? Gibi kamusal alanda ne acı ki hatrı sayılır alıcısı olan bu durum şehir efsanesinden ibarettir.

Laiklik

Fransa laikliğin kuşkusuz anavatanı diyebileceğimiz bir yerdir. Din savaşları ve benzeri toplumsal çatışmalardan mustarip Fransız toplumu için 1789 devrimi sonrası bir kurtarıcı vazifesi görmüştür. Fransa’da laikliğin en çarpıcı yansıması bana göre dini mezarlıkların bulunmamasıdır. Mezarlıklar karmadır. Bazı mezarlıkların içinde Müslümanlara ait bölümler bulunmaktadır. Türkiye’de ise mezarlıklar Müslüman yurttaşlar için kamudan ve kamuya yakın vakıflardan finanse edilirken, gayrimüslim mezarlıkların çoğu çevremizden yaşayan yaşça büyüklerden duyduğumuz ve okuduğumuz gibi ya yol, ya da benzeri inşaat faaliyetleriyle taçlandırılmıştır. Galiba mülkiyet hakkına saygı duyulmayan nadir konuların başında gelmektedir.

Bunun yanında Fransa’da din görevlileri devletçe atanamaz, devlet protokolünde yer alamaz, devletten maaş alamazlar bağışlarla geçinirler. Türkiye’de durum din görevlilerinin toplumun bir kesimine lanet okuduğu ve her türlü felaketin müsebbibi olarak gösteren, bütçeden aslan payı alan, dünyevi lükse düşkün, kamu protokolünün başköşesinde her daim nazır ve hazır bekleyen, diyanet gibi bir kurum vasıtasıyla, fiili bir süper bakanlık işleviyle MEB ile sürekli işbirliği protokolleri imzalayan bir yapı mevcuttur. Fransa’nın ülke genelinde ilk ve orta dereceli okullarda din dersi zorunlu veya seçmeli olarak okutulamaz. Türkiye’de ise ne yazık ki 12 Eylül cuntasıyla hayatımıza zorunlu olarak girmiştir. Fransa da sadece Alsace-Moselle özerk bölgesinde Protestan, Yahudi ve Katolik dini görevliler devletten maaş almaktadırlar.

Üniter Yapı ve Ulus Devlet

Türkiye’de ulus devlet ve üniter devlet kimi yazarçizerler tarafından aynı potaya atılır. Oysa çok farklıdır. Üniter devlet egemenliği federe yapılarla paylaşmayan, ama gerektiğinde merkezi inisiyatif ile bölgesel yönetimlere izin veren yapıdır. Örneğin Büyük Britanya’da Galler ve Kuzey İrlanda bölgeleri üniter yapıya bağlıdır. Ulus devlet Ulusal devlet değildir. Ulus devlet tek bir kimliğe dayanan ve gerektiğinde asimilasyon veya etnik/dinsel mühendisliklerde bulunur. Bilhassa üst kimliği toprağa bağlı olmayan Ulus devletler için böyledir. Fransa 1789 yılı sonrasında içte asimilasyona dayalı bir ulus devlet inşa ederken dışta ise son derece emperyal tahakkümlerle her türlü demokratik talebi bastırabiliyordu.

Bu onlar açısından hayati olabilirdi zira 1789 yılında Fransızca iyi bilenlerin oranı sadece %10,5 idi. Fransa anayasası md.11 “yurttaş ifade özgürlüğünün kötü kullanılması hallerinden sorumludur”, md.12 “ kamu gücü herkesin yararı için kurulmuştur”. Fransa, Fransızca konuşulmasını, zorunlu ve parasız eğitim ve zorunlu askerlik yöntemiyle büyük ölçüde gerçekleştirdi. Türkiye’de dil hususunda benzer uygulamalar görülmüştür.(yazıyı uzatmamak adına)  Fransa anayasası 1.md. Fransa bölünmez, laik bir cumhuriyettir. Devamında ise köken, ırk ve din farkı gözetmeksizin yurttaşlar kanun önünde eşittir. Örgütlenmesi âdem-i merkeziyetçidir.

Fransa 1951 yıllına kadar azınlık kavramını reddetmekteydi. Ancak bu tarihten sonra sınır boyların ve adalara bile kolektif haklar tanındı. Örneğin bugün Korsika adasının parlamentosu, yürütme ve yasama organları özerktir. 1970’li yılların başından itibaren ciddi bir yerelleşme reformları gündemin düşmeyen maddesi haline geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand, Fransa’nın geçmişte kurulabilmesi için güçlü ve merkeziyetçi bir iktidara gerek duyulmuştu. Bugün ise dağılmaması için siyasal iktidarın ağırlıklı olarak yerel yönetimlere kaydırılması zorunludur.” 1981 yılında itibaren Fransa çok ciddi bir yerelleşme sürecine girdi.  Türkiye’de ise yerel yönetimler kimi zaman siyasi elitler tarafında paralel devlet diye tarif edilirken, istikrarlı yetki kırımına devam edilmektedir. İçişleri Bakanlığı marifetiyle yerel yönetimlerin yardım kampanyalarına el konulmuştur.

Yerel Yönetimler

 Fransa üç eylem planı halinde yerel yönetimlere çok ciddi yetkiler devir etmiştir. Türkiye yerel yönetimler ve özelde belediyecilik kanununu Fransa’dan almasına rağmen bazı konularda yerele açık çek bırakırken(imar ve konut rantı özellikle 1980 sonrası) bazı konularda ise çok sıkı denetimler uygulamaktadır. Son birkaç yıldır ise bu yerel yetkiler merkezce ele alınmaya başlanmıştır. Kuşkusuz Fransa yerelleşme bakımından Türkiye’nin çok önündedir. Ancak Türkiye de ise 2000’li yıllar ile birlikte bazı adımlar atmaya başlamıştır. 2012’de yayınlanan büyükşehir kanunuyla köy tüzel kişiliği ortadan kalkmış. Köyler mahalle kabul edilerek, valilere çok geniş yetkiler vermiştir. Ayrıca il özel idarelerine son verilerek, küçük ve orta büyüklükteki şehirler açısından kritik olan kent planlaması tali bir konu haline gelmiştir. Özcesi Türkiye bu kanunla yerelleşmeden uzaklaştığını beyan etmiştir.

Fransa’da yerel yönetimler üç başlıkta incelenebilir; Bölgeler, iller ve komünler. İllerin tarihsel olarak geniş yetkileri varken, yerelleşme kapsamında illerin giderek ortadan kalkması ve yerini komün ve bölgelere bırakması konuşulmaktadır. Tüm yerelleşme planlarına rağmen hala illerin birtakım ciddi yetkileri vardır. Ancak güçlü yerelleşme talebine dayanamayacağı ortadadır. Mitterrand’ın projesi özellikle komünler düzeyinde gerçekleşti diyebiliriz. Çok sayıda komünün bir araya gelmesiyle oluşan komün birlikleri günümüzde teknik ve altyapı uzmanı kadrolarıyla merkezi hükümetle yarışır bir noktaya gelmiştir. Mitterrand reformları kapsamında belli bölgelerdeki devlet okullarında 6 bölgesel dille eğitim yapılmaktadır. Ve bazı bölgelerde oranın bölgesel dilli mahkemede kullanılabiliyor. Bazı bölgelerde henüz Fransızcaya çevrilmemiş Alman yasaları yürürlükte. Bu haliyle Fransa sadece sözde ulus devlet diyebiliriz. Türkiye’de ise 2000’li yılların sonuna doğru bir kamusal TV kanalı geniş tartışmalar sonucunda Kürtçe yayın yapmaya başlamıştır.

Fransa da Bask bölgesinde kamu Baskçanın %70 vakıflar ise %30’unu fonlamaktadır. Bununla birlikte derslerim yarısı Fransızca verilmektedir. Türkiye ise 1988’de imzalanan Avrupa Birliğinin yerel yönetimlerle ilgili bütün maddelerine çekince bırakmıştır. Günümüzde belli bir bölgede ve kesime dönük Belediye Başkanını seçme hakkı bile merkezi hükümet tarafından durdurulmuştur. Türkiye’de özellikle ekolojik tahribat, siyanürle maden arama, HES, JES gibi ekolojik sistemi aşırı tahrip eden konularda yerelin kültüründen, flora ve faunasından uzak, şirket ile ilgili bakanlık arasında, o tahribat alanında yaşayan halk temsilcilerinin bilgisi ve izni dışında doğrudan merkezi yıkımlar gerçekleşmektedir. Türkiye gibi coğrafi, bitkisel ve kültürel çeşitliliğe sahip bir ülke de yerelleşme son derece elzemdir. Sol siyaset yapıcılarının da Avrupa Sol hareketleri gibi bu hayati alanla daha yakinen ilgilenmesi gereklidir.

Yaşar Nuri Tekin – Üniversite Öğrencisi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu