Demokrasi ve SolGündemPolitikaToplum ve SiyasetToplumsal Adalet
Trend

Toplumcu Demokrasi Serisi-1: Selahattin Demirtaş

İVME Hareketi Türkiye’nin gerçek sorunlarını konuşmak üzere yeni bir seriye başlıyor. Toplumcu demokrasi serisiyle geleceğin bizlere neler getirmesi gerektiğini, adil, eşit ve özgür bir demokratik vizyonu demokratik ve toplumsal aktörlere soruyor:

Yeni serimizin ilk röportajında Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla İVME Hareketi’nin sorularını yanıtladı.

İVME Hareketi (İH): Otoriterleşen Türkiye rejimine karşı muhalefet partileri, demokrasi, hukuk, adalet gibi kavramlar üzerinden asgari müştereklerde buluşmaya çalışıyor. Bu demokrasi ittifakı sizce başarıya nasıl ulaşır? Yeni bir demokratik uzlaşmanın iktidara gelmesiyle Türkiye’de ne gibi değişimler öngörüyorsunuz? Geleceğin Türkiye’sinden siyasi, ekonomik ve toplumsal beklentileriniz neler?

Selahattin Demirtaş (SD): Önümüzdeki seçimlerde muhalefetin başarısı için olmazsa olmaz şey, ittifak yapmaktır. Tabii ki, bu ittifakın da en geniş demokratik ilkeler çerçevesinde olması gerekiyor. Bu ilkesel uzlaşma sadece seçim kazanmak için değil, özellikle seçim sonrası yeniden inşa için önemlidir. Öyle bir sistem üzerinde uzlaşma sağlanmalı ki, artık ne tek adam otoriterliği ne vesayet odakları ne derin devlet yapılanmaları ne de cemaat, tarikat ya da benzeri gruplar devlete hakim olmamalı.

Eğer devletin yönetimi sadece siyasetçilere bırakılmaz, halkın sivil toplumu ve yerel yönetimlerin katılımına da açılırsa o zaman sorunlarımızı çözen bir devlet aygıtı ortaya çıkabilir. Bu başarılmadıkça hiçbir siyasi, sosyal, ekonomik sorun kalıcı olarak çözülemez. Dolayısıyla dileğim, tüm muhalefetin önce kendisinden başlayarak demokratikleşmesi sonra da birleşerek demokrasiyi devlete ve topluma taşımasıdır.

Benim takip edebildiğim kadarıyla muhalefet demokrasi sorununu henüz yeterince derinlikli şekilde ele almıyor. Kendine muhalifim diyen birçok siyasi şahsiyet maalesef demokrasinin gerçekte ne olduğunu daha kendisi bile bilmiyor. Çünkü muhalif kimliklerine rağmen hayatlarında bir kez olsun demokrasi için mücadele etmemiş, sosyal ve siyasal ilişkilerinde tek bir demokratik işleyişe dahil olmamış, bırakın bunları, demokratik kuralı veya demokrasi mücadelesi tarihi hakkında tek satır bir şey okumamış kişiler de şu anda muhalefet blokunda yer alıyorlar. Bunun şimdilik bir zarar yokmuş gibi görünüyor ama ileride sorun olabileceğini düşünerek önlem almakta yarar görüyorum. Örneğin, bütün ittifaklar açık, şeffaf, ilkeleri ve amacı belli, yazılı bir protokole bağlanmış ve halka deklare edilmiş olmalıdır.

İH: Yargılamaların, iddianamelerin, esas ve usulün kaynağının hukukun evrensel ilkelerine dayanmadığı bir süreçten geçiyoruz. Bu hukuksuzlukları şahsen tecrübe etmiş bir siyasetçi olarak, sizce Türkiye’de eşitlerin hukuku tesis edilebilir mi?

SD: Evet. Yukarıda söylediklerim adalet sistemi ve mekanizması için de geçerli. Zaten tarafsız ve bağımsız bir yargı, demokratik sistemin en önemli ayağıdır. Ancak bu dönemin suça bulaşmış tüm yargı, siyaset, medya çetelerinden hukuk önünde adil bir şekilde hesap sorulmadan yeni, kalıcı ve adil bir sistemle inşa edilemez. Yani geçmişle yüzleşilmeden, geçmişle hesaplaşma olmadan adalet de demokratik bir gelecek de var edilemez.

İH: Geriye dönüp baktığınızda, AKP ile denenen başarısız çözüm sürecinde nerelerde hatalar yapıldığını düşünüyorsunuz? Bugün olsa neleri farklı yapardınız ya da AKP ile bu süreci baştan yürütür müydünüz?

SD: Artık AKP konusunda faraziyeler üzerinden herhangi bir değerlendirme yapmamak gerekir diye düşünüyorum. Bence geleceği konuşmakta fayda var. Ve elbette gelecekte Kürt sorunu müzakereye dayalı barışçıl yol ve yöntemlerle parlamento merkezli bir süreçle mutlaka çözüme kavuşturulmalıdır. Zaten Kürt sorununu çözemeyen bir hükümet yukarıda ifade ettiğimiz demokratik sistemi hiçbir şekilde inşa edemez.

İH: Türkiye’nin kültürel kodları ve tarihsel olarak öne çıkan güçlü, tek adam liderleri göz önünde bulundurursak demokrasi ittifakının başarılı olabilmesi için nasıl bir liderliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorsunuz? Güçlü bir lider sizce ittifakın başarısı için şart mı? Öyleyse bu liderin özellikleri neler olmalı?

SD: Tabii ki güçlü bir liderin muhalefete öncülük etmesinde fayda var. Ancak güçlüden kast ettiğim şey, karakteri güçlü olan lider. Yoksa otoriter, kibirli, güç delisi bir lidere doyduk, hatta kusacak noktaya geldik.

Sadece seçim kampanyasını sürükleyip seçildikten sonra da hükümet, parlamento ve sivil toplum ile birlikte kolektif liderlik işleyişini hayata geçirebilecek ve demokrasiye gerçekten inanmış, deneyimli, birikimli, bilgili ve mütevazi bir siyasetçiye ihtiyacımız var. Çünkü sonuçta cumhurbaşkanlığı seçimini bir kişi kazanacak ve o kişinin iyi bir insan olmasına ihtiyacımız var. Ve keşke o kişi bir kadın olsa diye de umut ediyorum.

İH: AKP, Kürt siyasetine karşı  çok kuvvetli ve agresif bir milliyetçi dalga inşa etmeye çabalıyor. Öte yandan kayyım kararları, Kürt işçilerin uğradığı saldırılar, hukuki gasplar HDP seçmeninin gelecek kaygısını derinleştiriyor. Böylesine bir ortamda siyasi değişimi başarabilmek adına karşılıklı güvene dayalı diyalog için metot ne olmalı, mesela HDP-İYİP arasında tabanların hassasiyetleri göz önüne alınarak bir ortaklaşma mümkün müdür?

SD: Tüm partiler arasındaki ortak hassasiyet ve ilkeler, yukarıda belirtmeye çalıştıklarım olmalı. Bunun dışında hassasiyetlere vurgu yapmanın pek anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

İH: Yoksulluk ve ekonomik sıkıntılar pandemi süreciyle ülkemizde ağırlaşarak sınıflar arası makas gün be gün açılmakta ve toplumsal yoksullaşma yaşanmakta. İktidarın ekonomik perspektifini nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP iktidarı sonrası Türkiye’nin ekonomisini nasıl tahayyül ediyorsunuz?

SD: AKP sonrasında işler pek kolay olmayacak elbette. Seçim sonrası demokrasiye geçilebilirse düşük faizli sıcak para akışıyla Türkiye ekonomisi kısa sürede toparlanacaktır. Ancak asıl önemli olan, istihdamı ve üretimi artıracak kalıcı yatırımları yapmaktır. Çünkü dış sermaye Türkiye’ye sömürmek ve kazanmak için geliyor. Bu, kapitalizmin bir gerçeği.

Seçim sonrasında sosyalist ekonomiye geçilmeyeceğine göre kapitalist düzen içinde emekçileri, çalışanları ve işsizleri kollayacak, sömürüyü en aza indirecek bir modeli de savunmak zorundayız. Çünkü sıcak para, makro ekonomik göstergeleri hızla düzeltebilir ama gelir dağılımındaki dengesizliği ve vergi adaletsizliğini düzeltemez. Bunun için de bütün sol ve sosyalist kesimlerin seçime ve seçim sonrasına iyi hazırlanması gerekir.

Ben bu açıdan, sosyalistlerin de mutlaka ittifakta ve hükümette temsil edilmelerini çok önemsiyorum. Solcular kısır tartışmalara dahil olmamalı, önümüzdeki seçim sürecini sol blok halinde örgütlü, güçlü ve programatik hazırlıkla yaklaşmalılar. CHP, HDP içindeki solcular, TİP, Sol Parti, EMEP, Kürt sosyalist partileri alternatif bir sol program çıkararak hem seçim ittifakına hem de sonrasında oluşacak hükümete kendi renklerini vermek için güçlü bir şekilde hazırlanmalıdır.

İH: Bunca yaşanan şeye rağmen, milyonlar umudunu yitirmiyor. Siz beş yıl sonra nasıl bir Türkiye tahayyül ediyorsunuz, gözünüzde neler canlanıyor?

SD: Her şey daha iyi olsun diye büyük bir mücadele yürütülüyor. Biz de bu mücadelenin içindeyiz. Ve inanıyoruz ki, kazanacağız. Mutlaka kazanacağız.


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu