Ekonomi ve Kamuculuk

Turizm’de “Müsilaj”

İnsanlar, sürekli yaşadıkları yerlerden geçici sürelerle ayrılarak başka ülke veya bölgelere gitmekte ve buralarda gezip-görme, dinlenme, eğlenme, öğrenme gibi psikolojik ve sosyo-kültürel ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Ekonomik anlamda geniş etkiler doğuran ve turizm olarak isimlendirilen bu olay, günümüz uygarlığının temel bir unsurunu oluşturmaktadır. (Uçkun, 2004:28) Turizm ile ilgili yapılan bir başka tanım şöyledir “turizm genel olarak devamlı yaşanan yer dışında tüketici olarak tatil, dinlenme, eğlenme gibi ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan seyahat ve geçici konaklama hareketleridir” (Kozak vd., 1997:1)

Türkiye’de modern anlamda turizm faaliyeti neredeyse 100 yıldır yapılmaktadır. Bunca yıl geçmesine rağmen “turizm”in ülkemizde tam anlamıyla anlaşılmadığını ve gerekli hassasiyetin gösterilmediğini görüyoruz. Tam da bu noktada yazının devamında aynı Marmara Denizinde yaşanan “Müsilaj” olayının tarihi bölgelerde insan eli ile nasıl yapıldığını anlatmaya çalışacağım. “Müsilaj”a nasıl insan eli ile sebep olup denizlerimizi öldürmeye başladıysak, turizmi, turistik ürünlerimizi yıllardır nasıl öldürdüğümüzü anlatmaya çalışacağım.

Türkiye’de çok partili sisteme geçildikten sonra iktidarlar büyük çoğunlukla sağ görüşlü, din, iman, ecdad edebiyatı yapan partiler, siyasilerden oluştu. Yaşadığımız son süreçte ise 20 yıllık tek başına iktidar sahibi AKP en çok da ecdadına sahip çıktığını, ecdadını halen yaşattığını defalarca dile getirdi, getiriyor. Ama “ecdad”ın yapmış olduğu tarihi ve kalıcı eserlere gerçekten de sahip çıktı mı? Yoksa bu sözleri her konuda olduğu gibi göstermelik miydi? Ya da sahip çıkıyorum diye gösterip yapmış olduğu “restorasyon” ihalelerini yandaş inşaat şirketlerine peşkeş çekerek tarihi eserleri öldürdü mü? Ormanlık alanları, tarihi binaları sebebi “sözde” belli olmayan yangınlarla yok edip imara, ranta açtı mı?

 Turizmi etkileyen beşeri faktörler nedir desek bu sorunun cevabını kültürel değerler, tarihi eserler, ulaşım, tanıtım ve gelir düzeyi olduğunu görebiliriz. Peki biz bu faktörlerden “Kültürel değerler ve Tarihi Eserler”e neler yapmışız birkaç örnekle açıklayayım. Van Gevaş’ta “Halime Hatun Kümbeti”nin hemen yanında 5-6 katlı yurt binası yaptık,  1685 yılında Ağrı – Doğubeyazıt’ta yapılan İshak Paşa Sarayı’na cam tavan yaptık. MÖ 1.yy’dan kalma Antiphellos Antik Tiyatro’sunu sözde restore edeceğiz diye zeminine beton döktük. 28 sıradan oluşan tiyatro restorasyondan sonra 2 sırası kaybedildi. İlmik ilmik dokunan tarihi eserlere iktidar yolu ile nasıl “Müsilaj” yapıldı devam ediyorum.

İstanbul Göztepe’deki Marmara Üniversitesi yerleşkesi içerisinde bulunan ve 150 yıllık bir tarihi yapı olan hamamı restore ediyoruz diye düz duvar çekip boyadılar. Dünyanın ilk alışveriş merkezi mantığının kurulduğu, 361 yıldır hizmet veren Mısır Çarşısında restorasyon yapıyoruz diye kaçak dükkanlar yaptılar. Hatay Arkeoloji müzesi taşınması esnasında mozaikler yeni müzede dikkatsizce yerleştirildi ve orijinal eseri yok ettiler. MÖ 150 yılarında Çanakkale’de ince işçilik ile yapılan Apollon Tapınağı’nı restore ediyoruz diye merdivenlerine beyaz beton döktüler ve tüm tarihi özelliğini yitirildi.

2000 yıllık geçmişi olan ve İstanbul Şile’de Cenevizliler tarafından yapılan Ocaklı Ada Kalesi’ni restore ediyoruz diye çizgi film karakteri “Sünger Bob”a benzettiler. Gaziantep’te Zeugma Antik Kenti kazılarında santim santim ince işçilik ile ortaya çıkarılan mozaiklerin üzerine “topuklu” ayakkabı ile basarak tanıtım yaptılar. UNESCO tarihi eserler listesinin en önemlisi olan Ayasofya’yı bir inat ve siyasi rant uğruna 7/24 açık hale getirerek yok olmasının önünü açtılar.

İstanbul Boğaz hattındaki tarihi yalıları, üniversite kütüphanelerini, Antalya’da Bodrum’da denize sıfır ormanlık alanları, zeytinlikleri yakarak-yıkarak ranta kurban ettiler. Yüzyıllarca yıldır oluşmuş o doğayı katlederek yerine 5 yıldızlı 7 yıldızlı geceliği yüzbinlerce liralık oteller, tesisler diktiler. Türkiye’nin akciğerleri sayılan Kazdağları’nı maden araması için yok etmeye başladılar. Karadeniz’de kendi kendine oluşmuş dereleri, ırmakları yok ettiler. Trabzon’un neredeyse balta girmemiş Uzungöl’ünü Betongöl’e çevirdiler.

Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj hastalığı Türkiye’de yeni değil ki. İktidar yıllardır ülkenin birçok doğal güzelliğini, tarihini eserini, ecdad yadigarlarını rant uğruna kendi eliyle yok etti. Bugün belki de savunup, düzeltebileceğimiz tek yer Marmara Denizi kaldı. Gelin hep birlikte direnelim, gelin hep birlikte Marmara Denizi’nin ölmesine izin vermeyelim!

                                                                                                   Özgür HACIOĞLU – İVME Hareketi

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu