1 MayısDemokrasi ve SolEkonomi ve KamuculukEmek, Dijitalleşme ve GelecekToplum ve Siyaset

Sosyalizm Hakkında Nasıl Düşünülür (ve Sosyalizm Nasıl Kazanılır) – Erik Olin Wright (Çeviri: Ömer Ünal)

Ufukta devrimci bir kopuş görünmüyor olsa bile kapitalizmin hala üstesinden gelinebilir.

     Dylan Riley’nin “Kazanabilecek Bir Antikapitalizm[1]” başlıklı makalesi, “Gerçek Ütopyalar Tasarlamak”[2] kitabıma ve “Bugün Nasıl Antikapitalist Olunur[3]” adlı Jacobin makaleme yönelik iki eleştiri kümesini gündeme getiriyor. İlki, kapitalizme alternatif olarak sosyalizm anlayışım; ikincisi kapitalizmi aşmak için gereken toplumsal dönüşüm stratejilerine yaklaşımım ile ilgilidir. Aslında, sosyalizm anlayışımızda onun düşündüğü kadar uzakta değiliz, ancak oraya nasıl ulaşacağımıza dair anlayışımızda temel açılardan farklıyız.

Ekonomik Ekoloji

     Riley, sosyalizm kavramının yeniden formüle edilmesine yönelik önerimi oldukça eleştiriyor. Önce argümanımı kısaca anlatacağım ve ardından Riley’nin eleştirilerine cevap vereceğim.

     Gerçek Ütopyalar Tasarlamak’ta, tüm ekonomik yapılarda üç farklı güç türünün konuşlandırıldığını savunuyorum: ekonomik kaynaklar üzerindeki kontrole dayalı ekonomik güç; topraklar üzerinde kural koyma ve kural uygulama üzerindeki kontrole dayanan devlet gücü[4]; ve insanları işbirliğine dayalı, gönüllü kolektif eylemler için harekete geçirme kapasitesine dayanan güç olarak tanımladığım sosyal güç.

     Farklı ekonomik yapı türleri (veya üretim tarzları), bu üç iktidar biçiminden hangisinin üretim sürecinin kontrolünün belirlenmesinde ve üretim yoluyla yaratılan toplumsal artığın çıkarılması ve kullanılmasında en önemli olduğu temelinde ayırt edilebilir. Daha spesifik olarak, kapitalizm bu terimlerle iki post-kapitalist alternatiften ayırt edilebilir:

  • Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyete ait olduğu ve kaynakların farklı sosyal amaçlar için tahsisi ve kullanımının ekonomik gücün kullanılmasıyla gerçekleştirildiği ekonomik bir yapıdır. Yatırımlar ve üretimin kontrolü, sermaye sahipleri tarafından ekonomik gücün kullanılmasının sonucudur.
  • Devletçilik, üretim araçlarının devlete ait olduğu ve kaynakların farklı sosyal amaçlar için tahsisi ve kullanımının devlet gücünün kullanılması yoluyla gerçekleştirildiği ekonomik bir yapıdır. Devlet yetkilileri, bir tür devlet-idari mekanizma aracılığıyla yatırım ve üretim sürecini kontrol eder.
  • Sosyalizm, üretim araçlarının toplumsal olarak sahiplenildiği, kaynakların farklı toplumsal amaçlar için tahsisi ve kullanımının “toplumsal güç” kullanılarak gerçekleştirildiği ekonomik bir yapıdır.

     Aslında bu, sosyalizmi yaygın ekonomik demokrasi olarak tanımlamakla eşdeğerdir. Demokrasi, “halkın yönetimi” anlamına gelir, ancak bu ifade aslında “toplumun ayrı ayrı bireylerinin izole edilmiş kişiler olarak ele alındığında atomize bir şekilde toplanmasıyla yönetim” anlamına gelmez; daha ziyade, birlikler (partiler, topluluklar, birlikler, vb.) halinde toplu olarak örgütlenen insanlar tarafından yönetilmesi anlamına gelir. Bu, toplumsal gücün kullanılması yoluyla yönetimdir.

     Kapitalizm, devletçilik ve sosyalizmin bu tanımları ideal tiplerdir[5]. Dünyada gerçek ekonomiler, bu güç ilişkilerinin karmaşık kombinasyon biçimleridir. Bunlar, bu farklı güç biçimlerinin nasıl etkileşime girip karıştığına göre değişen ekonomik yapıların ekosistemleridir.

     Dolayısıyla bir ekonomiye “kapitalist” demek, “kapitalist ilişkilerin egemen olduğu kapitalist, devletçi ve sosyalist güç ilişkilerini birleştiren bir ekonomik ekosistem” gibi daha hantal bir ifadenin kısaltılmış halidir.

     Ekonomilerin, belirli üretim ilişkilerinin egemen olduğu ekosistemler olduğu fikri, firmalar, sektörler, bölgesel ekonomiler, ulusal ekonomiler, hatta küresel ekonomi gibi herhangi bir analiz birimini tanımlamak için kullanılabilir. Bu güç ilişkileri aynı zamanda bireysel üretim birimlerine de nüfuz eder, bu nedenle belirli işletmeler kendilerini çevreleyen ekonomik ekosistemde faaliyet gösteren melezler olabilir.

     Yine, böyle bir karmaşıklık içinde, kapitalizm içindeki ayırt edici güç biçiminin – ekonomik güç – genel ekonomik sistem içinde baskın olması durumunda, bir ekonomiyi hala “kapitalist” olarak adlandırabiliriz. Örneğin, tüm kapitalist ekonomilerde, devlet gücü, önemli mal ve hizmetlerin üretim biçimlerini doğrudan düzenler[6]. Bununla birlikte, ekonomide devlet gücünün bu şekilde uygulanmasının, ekonomik gücün kapitalist kullanımına etkin bir şekilde tabi olduğu ölçüde, ekonomi kapitalist olmaya devam etmektedir.

     Kapitalist devlette, bu türden bir itaati sürdürmeye az çok başarılı bir şekilde girişen her türden mekanizma vardır. Bu nedenle, kapitalist ekonomiler devletçi ekonomik ilişkilerin biçimlerini içerirken, ekonomik sistem kapitalist kalır. Eğer bu tür kapitalist devlet iktidarına boyun eğme mekanizmaları bir süreçle zayıflarsa, ekonomi giderek devletçi bir karaktere sahip olarak tanımlanabilir.

     Bu ekonomik yapılar anlayışıyla, sosyalizmin olasılığı, genel ekonomik ekosistem içindeki sosyalist bileşeni genişletme, derinleştirme ve kapitalist ve devletçi bileşenleri zayıflatma potansiyeline bağlıdır.

     Bu, sosyalist bir ekonomide, hem ekonomik gücün, hem de sosyal gücün kullanımının etkin bir şekilde sosyal güce tabi olacağı; yani gerek devletin gerek ekonominin demokratikleşeceği anlamına gelir. İşte bu yüzden sosyalizm, toplumun radikal demokratikleşmesine eşdeğerdir.

     Riley, sosyalizmin ekonominin ve devletin radikal bir demokratikleşmesini ima ettiği fikrine katılıyor, ancak bu fikri kapitalist ekonomilerdeki sosyal güç açısından formüle etmemi reddediyor. Riley:

“Kapitalistler ve özellikle toprak sahipleri, tarihsel olarak toplumsal gücün kullanımında çok etkili olmuşlardır. Teknolojiyi paylaşmak, üretimi ve fiyatları kontrol etmek, tedarikçilerle uzun vadeli ilişkiler kurmak, çıkarlarını sürdürmek için hükümete lobi yapmak veya politik olarak istenmeyen işçileri dışlamak [güvence dışına itme] için işbirliği yapan çok sayıda firma ve tarım işletmesi örneği vardır.”

“Bu nedenle, sosyal gücün sosyalizm için uygunluğunun, bu gücü kullanan sınıfa bağlı olduğunu vurgulamak önemlidir. Bu tür bir tanımlama olmaksızın, toplumsal gücün kendi başına genişlemesinin muhtemelen sosyalizme yol açacağını ve hatta toplumu sosyalizm yönünde hareket ettireceğini düşünmek için çok az neden vardır…”

“Wright’ın sosyal güçlendirme kavramıyla ilgili ek bir sorun daha var. Derneksel güç mutlaka bağımsız bir güç kaynağı değildir, ancak ekonomik güç tarafından üretilebilir ve şartlandırılabilir. Kapitalistler kaynaklarını kolayca derneksel güce dönüştürebilirler.”

     Riley’nin buradaki eleştirileri, argümanımın yanlış anlaşıldığını yansıtıyor. Riley, sosyal gücün salt varlığının sosyalist ilişkilerin ortaya çıktığını göstermediği konusunda kesinlikle haklıdır. Gönüllü birlik ve kolektif eylem, kapitalist sınıf iktidarının uygulanmasını yansıttığında, bu, Riley’nin çeşitli amaçlarla işbirliği yapan firmaların örneklerinde olduğu gibi, kapitalist bir yapılanmadır.

     Ancak Gerçek Ütopyaları Tasarlamak’taki argümanım, sosyal gücün sosyalizmin kriteri olduğu değil; daha ziyade, ölçüt, sosyalizmin ekonomik kaynakların kullanımını ve artıkların tahsisini belirlemede sosyal gücün egemenliğine dayanmasıdır.

     Demokratik sosyal gücün ekonomik güç ve devlet gücü üzerinde baskın olduğunu söylemek, işçilerin ve diğer popüler toplumsal güçlerin kolektif eylem kapasitesinin ekonomideki egemen iktidar biçimi olduğu anlamına gelir. Bu, üretim ilişkileri içindeki iktidar ilişkilerini betimlediği için sınıf ilişkileriyle ilgili bir iddiadır.

     Eğer bu makro sistem düzeyinde gerçekleşirse ekonomiye sosyalist diyebiliriz; belirli ekonomik örgütler veya mekânlar içinde gerçekleştiğinde, o örgütlerin ve mekânların kapitalist ilişkilerin egemenliğini koruyan bir ekonomik sistem içinde var olsalar bile sosyalist bir karaktere sahip olduklarını söyleriz.

     Ekonomik yapıların karmaşıklığını anlamanın bu yolu tarihsel bir temele sahiptir. Marksistlerin çoğu, feodal kalan toplumlarda proto-kapitalist ekonomik faaliyet biçimlerinin ortaya çıktığını kabul eder.

     Bu tür proto-kapitalist uygulamaların kapitalist ilişkilere feodalizm içindeki uzun ve yavaş gelişimi, feodalizmden kapitalizme egemen ekonomik örgütlenme biçimleri olarak geçiş analizinin merkezi bir parçasıdır.

     Feodalizm içinde proto-kapitalist ilişkilerin ortaya çıkmasının feodal seçkinlerin çeşitli sorunları çözmesine yardımcı olması, bu yeni ilişkilerin kapitalizmin önemli habercileri olmadığı anlamına gelmez; sadece bu yeni ilişkilerin istikrara kavuşturulmasına yardımcı olan ve onların kök salmasını ve gelişmesini sağlayan bazı koşulları açıklamaya yardımcı olur.

     Daha az bilinen şey, sosyalist üretim ilişkilerinin kapitalist ekonomilerin ekonomik yapısının göze çarpan bir özelliği olarak ortaya çıkabileceği fikridir. Bu somut olarak ne anlama geliyor? Kapitalizm içindeki sosyalist üretim ilişkileri örnekleri nelerdir? İşte birkaç örnek:

  • Üretim araçlarının işçilere ait olduğu ve üretimin demokratik mekanizmalarla yönetildiği işçi kooperatifleri[7].
  • Üretimin ihtiyaçları karşılamaya ve yönetişime yönelik olduğu sosyal ve dayanışma ekonomisi, çeşitli demokratik ve yarı demokratik yollarla organize edilir[8].
  • Toprağın piyasadan çıkarıldığı, kullanımının tröst koşullarıyla belirtildiği ve tröstün kendisinin bir tür topluluk temelli kurul tarafından yönetildiği topluluk arazi tröstleri.
  • Wikipedia veya Linux işletim sistemi gibi kullanım değerlerinin eşler arası işbirlikçi üretimi[9].
  • Devletin demokratik olarak toplumsal güce tabi olduğu ölçüde kamu mallarının devlet üretimi[10]. Bu, çok çeşitli mal ve hizmetleri içerir: bakım hizmetleri – sağlık bakımı, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, engelli bakımı; topluluk etkinlikleri ve süreçleri için halka açık olanaklar – topluluk merkezleri, parklar ve dinlenme tesisleri, tiyatrolar, sanat galerileri ve müzeler gibi şeyler; sürekli eğitim, yaşam boyu öğrenme merkezleri ve beceri yeniden eğitim merkezleri dahil olmak üzere her düzeyde eğitim; geleneksel fiziksel altyapı; ve bir dizi kamu hizmeti.

     Demokratik toplumsal iktidar biçimleri ekonomik faaliyetlerin örgütlenmesinde önemli bir rol oynadığı sürece, tüm bu örnekler farklı şekillerde sosyalist üretim ilişkilerinin bazı yönlerini somutlaştırır. Ama elbette, bu örnekler de çoğu zaman kapitalist ilişkilerin özelliklerinin mevcut olduğu melez bir biçim alır.

     Örneğin, işçiye ait kooperatiflerde genellikle üye olmayan işçiler bulunur. Kapitalist şirketler, işçilerin bir kısmına eşler arası işbirlikçi üretime katılmaları için ödeme yapabilir – Linux’un kendisi yaratıcı müştereklerin bir parçası olan açık kaynaklı, özgür bir yazılım sistemi olmasına rağmen Google, yazılım mühendislerinden bazılarına Linux’un gelişimine katkıda bulunmaları için ödeme yapar.

     Sosyal ve dayanışma ekonomisindeki işletmeler bazen kaynakları kapitalist yatırımlardan gelen özel vakıflardan ve hayırseverlerden hibe alırlar. Kamu mallarının devlet tarafından sağlanması, çoğunlukla kapitalist güç tarafından şekillendirilir.

     Kapitalist, devletçi ve sosyalist unsurların bu karmaşık toplumsal biçimler dizisindeki eklemlenmesi dağınık, belirsiz ve çelişkilidir.

     Bununla birlikte, yukarıdaki örneklerin tümü, demokratik sosyal gücün bir rol oynadığı ekonomik faaliyetleri düzenlemenin yollarını oluşturur. Durum böyle olunca da, bunları kapitalizmin egemen olduğu bir sistem içinde sosyalist ya da proto-sosyalist biçimler olarak da tanımlayabiliriz.

     Riley, “toplumları eklemlenmiş bütünlerden sosyalizm, kapitalizm ve devletçiliğin unsurlarını birleştiren melez yapılara dönüştürme” stratejisini reddeder. “Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin bile ‘kısmen sosyalist’ olarak sayıldığını küçümseyerek ekliyor”.

     [O] haklı: Amerika Birleşik Devletleri’nin, sosyalist bir ekonomiye rahatlıkla uyum sağlayabilecek önemli bir çeşitli ekonomik biçimler setini zaten içerdiği anlamında “kısmen sosyalist” olduğunu düşünüyorum.

     O halde soru, kapitalizm içindeki bu sosyalist unsurları genişletme ve derinleştirme görevi etrafında sosyalizm için bir strateji inşa etmenin mümkün olup olmadığıdır.

Dönüşümün Stratejik Mantıkları

     Yukarıda özetlenen ekonomik sistemlere ilişkin genel görüşün, toplumsal dönüşüm hakkında düşünme biçimimiz üzerinde etkileri vardır. Özellikle, alternatiflerin dünya içinde olduğu gibi gelişmesi ve zaman içinde kapitalizmin egemenliğini aşındıracak şekilde bunu yapma olasılığını sağlar.

     Önceki Jacobin makalemde dört stratejik mantığı ayırt etmiştim: kapitalizmi parçalamak, evcilleştirmek, kaçmak ve aşındırmak. Burada bunların detaylarını gözden geçirmeye gerek yok. Parçalama stratejisi klasik devrim fikrine tekabül eder; zarar verme ve aşındırma kabaca daha kademeli bir reform ve başkalaşım süreciyle dönüşüm fikrini açıklar.

     Kaçmanın akla yatkınlığını reddediyorum ve kapitalizmi evcilleştirip aşındırarak kapitalizmi dönüştürme olasılığını onaylıyorum. Riley, devrimci bir kopuşun, bu daha kademeli stratejilerin gerçek bir çalışma ihtimaline sahip olması için gerekli koşul olduğunu savunarak bu sonuca son derece eleştirel yaklaşıyor. [Riley] yazıyor:

“Wright’ın politik içgüdüleri oldukça radikaldir, ancak stratejik tavsiyeleri ne yazık ki yetersizdir. Temel sorun, Wright’ın bize, sosyalizmi kazanmaya yönelik uygulanabilir herhangi bir stratejinin temel görevinin hâlâ ne olduğu hakkında hiçbir şey söylememesidir: kapitalist sınıfın yerleşik siyasi ve ekonomik gücünü yok etmek. Üretim araçlarının özel sahiplerinin gücünü en azından kesin olarak zayıflatmak için makul bir strateji olmaksızın, cömert bir temel gelirin veya onun diğer gerçek ütopyalarından herhangi birinin nasıl kurulabileceği belirsizdir…”

“Kapitalizmi aşındırma stratejisi, önceden bir siyasi kopuş, kapitalist devletle kesin bir yüzleşme gerektirir. O halde Wright’ın gerçek ütopyasını gerçekleştirmek için daha çok askeri stratejiyle ve biyolojiyle daha az bilgilendirilmiş bir yaklaşım gerekli görünüyor.”

     Riley, özellikle sosyal demokrasinin herhangi bir çeşidini görmezden geliyor ve bu nedenle kapitalizmi evcilleştirme olasılığını keşfetmeye (kitabımda “simbiyotik dönüşüm” olarak tanımlanıyor) verdiğim dikkati oldukça eleştiriyor:

“Wright’ın strateji açıklaması, devrimci sosyalist gelenekle gerçek bir angajmandan uzaklaşan, zayıflatıcı bir sosyal-demokrat yönelimle gölgeleniyor.

Bu, en çok, gerçek ütopyalar hakkındaki kitabında, kopuş ve simbiyotik dönüşümlerin zıt tartışmalarında belirgindir. Kırılma dönüşümleri hakkındaki kısa bölümün çoğu, nüfusun çoğunluğunun maddi çıkarlarına uygun olma ihtimalinin düşük olduğu öncülüne dayanan bir eleştiridir. Buna karşılık, Wright’ın simbiyotik dönüşümler hakkındaki uzun ve sempatik bölümü, sosyal demokrasinin eleştirilerine tam olarak bir paragraf ayırıyor.

Bu dikkat dağılımı şaşırtıcıdır, çünkü ne kadar otoriter olsalar da kapitalist olmayan toplumlara başarılı geçişlerin tek örneği kopuşlu dönüşümlerdir. Buna karşılık sosyal demokrasi ve anarşizm, sosyalizme ulaşma açısından açık başarısızlık örnekleridir.”

     Riley, yirminci yüzyılın devrimlerinin “kapitalist olmayan toplumlara başarılı geçişlerin tek örneği olduğu” iddiasında kesinlikle haklıdır, ancak bu, en azından bu tür girişimlerin sonucunun kapitalizme özgürleştirici bir alternatif olmaktan ziyade otoriter devletçilik olduğunu kabul ederse, kırılma stratejilerinin onaylanması pek mümkün değildir.

     Benim argümanım hiçbir zaman bu tür kırılmaların mümkün olmadığı değildi, aksine kanıtların sistem düzeyindeki kırılmaların kapitalizme demokratik, eşitlikçi, dayanışmacı bir alternatif olarak anlaşılan sosyalizmi inşa etmek için elverişli koşullar yaratmadığını öne sürmesiydi.

     Özellikle karmaşık, gelişmiş kapitalist toplumlarda, kırılma stratejilerinin mantıksızlığına dair iki temel argüman öne sürüyorum.

     İlk olarak, eğer devrimci bir sosyalist parti iktidara gelir ve sosyalist inşanın başlangıç ​​noktası olarak sistem düzeyinde bir kırılma başlatırsa, bunun çoğu insanın yaşam standartlarının önemli ölçüde düşeceği uzun bir geçiş yaratacağını savunuyorum. Kopmanın uzun vadeli ekonomik gerilemenin arka planında gerçekleştiğini varsaysak bile, bu yine de işçilere büyük sıkıntılar getirecektir.

     Demokratik koşullar altında (ifade özgürlüğü ve açık rekabetçi seçimlerle örgütlenme vb.), derin ekonomik bozulma ve yaygın yoksunluk bağlamında, geçiş için siyasi koalisyonun birkaç seçim döngüsü boyunca bozulmadan kalması makul değildir.

     Sonuç, eğer seçimler yapılırsa, kopuş peşindeki devrimci partinin yenilgiye uğratılması ve geçişin tersine çevrilmesi olacaktır.

     İkincisi, eğer bu koşullar karşısında sosyalistler iktidarı bırakmayı reddedip muhalefetin bastırıldığı antidemokratik bir çözümü seçerlerse, o zaman kapitalizmden bir geçiş sürdürülebilir olabilir, ancak hedef burada anlaşıldığı gibi sosyalizm olmazdı…

     Bu koşullar altında açığa çıkacak toplumsal düzensizlik ve çatışma düzeyi göz önüne alındığında, böyle bir devletin zorlaması sadece kısa vadeli acil durum önlemlerinden ibaret olmayacak, aynı zamanda geniş otoriter devletçilik olarak kurumsallaştırılacaktır.

     Bu kesinlikle geçen yüzyıldaki devrimci antikapitalist kırılma girişimlerinin sonucu olmuştur. Riley’nin “askeri strateji”nin, kapitalizmi aşma mücadelesi hakkında uygun düşünme biçimi olduğu önerisi, sosyalist özlemlerin kendi kendini yok etmesinin için bir reçetesidir.

     Peki ya Riley’nin “sosyal demokrasi ve anarşizmin, sosyalizme ulaşma perspektifinden bakıldığında, başarısızlığın açık örnekleri olduğu” yargısına ne demeli? Kuşkusuz, yirminci yüzyıl sosyal demokrasisi, sosyalist ilişkilerin egemen olduğu bir ekonomik sistem yaratma anlamında “sosyalizme” hiçbir zaman ulaşamadı.

     Ancak, kapitalist ekonomiler içinde sosyalist ilişkilere daha fazla alan sağlayacak şekilde kapitalizmi evcilleştirme açısından, sosyal demokrasi en azından bir süre için önemli başarılar elde etti[11]: emeğin kısmi meta olmaktan çıkarılması yoluyla işçilerin emek piyasasında karşılaştıkları risklerin çarpıcı biçimde azaltılması[12]; yaşam standartlarının önemli bileşenlerini oluşturan ve yaşam kalitesini artıran, geniş bir yelpazede kamu tarafından sağlanan mal ve hizmetlerin sağlanması; sendikalar ve iş konseyleri ve diğer mekanizmalar aracılığıyla kapitalist firmalarda işçinin sosyal olarak güçlendirilmesine yönelik mütevazı önlemler; ve bir bütün olarak ekonomide düşük düzeyde bir gelir eşitsizliğinin gerçekleşmesi.

     Kapitalizm kesinlikle egemen olmaya devam etti; tüm bu gelişmeler, yatırım üzerindeki sürekli kapitalist kontrolün dayattığı sınırlar içinde gerçekleşti.

     Ancak bu, onların sosyalist bakış açısından başarısız oldukları anlamına gelmez: zirvede, kuzey Avrupa sosyal demokrasisi, daha az kapitalist bir kapitalizme, daha güçlü bir sosyalizm akımına sahip (yine de bağımlı olsa da) bir kapitalizme başkanlık etti.

     Nihayetinde bu gelişmenin nihayetinde durdurulmuş ve en azından bir şekilde tersine çevrilmiş olması, başarısını olumsuzlamaz.

Kapitalist Devlet Sorunu

     Kapitalist ekonomik sistemlerin bütünlüklerden ziyade kapitalizmin egemen olduğu heterojen ekosistemler olarak ele alınması gerektiği yönündeki argümanım kabul edilse bile ve kapitalizmin egemen olduğu bir sistem içinde sosyalist ekonomik organizasyonların ve süreçlerin var olabileceğini kabul etsek de, Riley tarafından ortaya atılan, kapitalist devletin varlığının, bu tür unsurların hiçbir zaman kapitalizmin egemenliğini aşındırabilecek “istilacı türler” gibi davranmamasını sağladığına dair sorun var.

     Riley, “sosyalizmin açılışı, istilacı bir türün ortaya çıkışına benzemeyecek,” (…) “kapitalist ekonomilerin, ekosistemlerin aksine, sistemi tehdit etmeye başlar başlamaz bu tür türleri ortadan kaldırmak için özel olarak tasarlanmış siyasi kurumlar tarafından desteklenmesinin basit nedeni” diye yazıyor.

     Öyleyse bir kopuşun merkezi noktası, kapitalist devleti alternatif ekonomik ilişkilerin inşasını kolaylaştırmak için uygun bir araç haline getirecek şekilde dönüştürmektir.

     Bu açıklamaya/hesaba katılmıyorum. Kapitalist devletin yapıları, sosyalist örgütlerin yayılmasını kolaylaştırmak için pek uygun olmasa da, bu tür bir gelişmeyi zorunlu olarak engellemedikleri için yeterince iç çelişkilerle çevrilidirler.

     Özellikle, kapitalist devletlerde, kısa vadede kapitalizmi istikrara kavuşturmak için devlet eyleminin zorunlulukları ile bu eylemlerin uzun vadeli dinamik sonuçları arasında kronik bir gerilim vardır.

     Bu zamansal tutarsızlıklar, kapitalizmin egemenliğini baltalayan uzun vadeli etkilere sahip olsalar bile, sosyal iktidara dayanan ekonomik uygulamaları tolere edebileceği ve hatta belki de teşvik edeceği çelişkiler haline gelebilir.

     Bu olasılığa ilişkin tarihsel kanıtlar önce feodalizm tarihinde ve ayrıca yirminci yüzyıl sosyal demokrasisi deneyiminde bulunabilir. Feodal devlet, uzun vadede tüccar kapitalizminin dinamikleri feodal ilişkilerin aşındırıcı olmasına rağmen, tüccar kapitalizmini kolaylaştırdı. Ticari kapitalizm, feodal egemen sınıf için acil sorunların çözülmesine yardımcı oldu ve önemli olan buydu.

     Benzer şekilde, yirminci yüzyılın ortalarında, kapitalist devlet, canlı bir kamu sektörünün büyümesini ve sosyal demokrasi ile bağlantılı kapitalizmin kamusal düzenlemesini kolaylaştırdı. Sosyal demokrasi, kapitalizm içindeki bir dizi sorunun çözülmesine yardımcı olurken, -kapitalizmin yeniden üretilmesine yardımcı oldu- aynı zamanda ekonomik ekosistemdeki çeşitli sosyalist unsurların alanını genişletti.

     Bu devlet eylemleri dizisinin yirminci yüzyıl ortası kapitalizminin istikrarına katkıda bulunmuş olması, bazen bu politikalarda kapitalist olmayan hiçbir şeyin olmadığının ve hiçbir şekilde kapitalizmi aşındırıcı olarak kabul edilemeyeceğinin bir göstergesi olarak algılanmaktadır.

     Bu bir hatadır. Bir devlet müdahalesi biçiminin kapitalizm için sorunları çözmenin ve hatta kapitalizmi güçlendirmenin acil etkilerine sahip olması ve yine de kapitalizmin egemenliğini aşındırma potansiyeline sahip hareket dinamikleri oluşturması tamamen mümkündür.

     Gerçekten de, sosyal demokrasinin kapitalizmi ihlal eden uygulamalarına neo-liberalizm adı altında saldırılara yol açan şey tam da bu sosyal demokrat inisiyatiflerin özelliğidir. Kapitalistler, genişleyen olumlu devletin, sermaye birikimi için giderek daha düşük optimal koşullar yarattığını görmeye başladılar.

     Sosyal-demokrat başarı ve ardından tersine çevirme olayının bir yorumu, bunun sadece kapitalizm içinde kapitalizmi tehdit eden reformların sürdürülemez olduğunu göstermesidir[13]. Sonunda kapitalist devlet, bu tür tehditleri ortadan kaldırarak kapitalizmi koruma misyonunu yerine getirir.

     Alternatif yorum, bu mücadele ve olasılık alanının çok daha az belirleyici olduğudur. Ne de olsa, kırk yıllık neo-liberalizmden sonra bile, refah devletinin başarılarının çoğu yerinde duruyor.

Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Beklentiler

     O halde yirmi birinci yüzyıldaki soru, kapitalist devlet içinde bu tür bir zamansal ayrışmanın hâlâ mümkün olup olmadığıdır. Kapitalizmin karşı karşıya kaldığı acil sorunları çözebilecek, ancak yine de demokratik, eşitlikçi ekonomik ilişkilerin gelişebileceği alanı büyütmenin uzun vadeli potansiyel sonuçlarına sahip olan devlet müdahaleleri var mı?

     Kapitalist egemenliğin uzun vadeli erozyonunu potansiyel olarak teşvik edebilecek devlet inisiyatifleri için olasılıklar konusunda iyimserlik için bazı gerekçeleri öne süren iki eğilim vardır.

     Birincisi, küresel ısınmanın[14] neo-liberalizmin sonunu getirmesi muhtemeldir. Karbon salmayan[15] enerji üretimine geçiş yoluyla iklim değişikliğini hafifletme konusunun yanı sıra, küresel ısınmaya yönelik gerekli uyarlamalar, devlet tarafından sağlanan kamu mallarının muazzam bir şekilde genişletilmesini gerektirecektir.

     Piyasa Manhattan’ı korumak için deniz duvarları inşa etmeyecek. Bu tür devlet müdahaleleri için gereken kaynakların ölçeği, yirminci yüzyılın büyük savaşlarının seviyelerine kolayca ulaşabilir.

     Kapitalist firmalar bu tür altyapısal kamu malları üretiminden muazzam ölçüde kâr edecek olsalar bile -savaş zamanlarında askeri üretimden kazanç sağlamaları gibi- bu tür projelerin finansmanı, önemli vergi artışlarını ve ideolojik olarak, kamu mallarının sağlanmasında pozitif devletin rolünü rehabilite etme çabasını gerektirecektir.

     Eğer bu süreçler kapitalist demokrasi çerçevesinde gerçekleşirse, bu daha geniş, toplumsal olarak yönlendirilen devlet müdahalelerine daha fazla alan açacaktır.

     Kapitalist devletin mücadele etmek zorunda kalacağı ikinci eğilim ise, bilgi devriminin teknolojik değişimlerinin uzun vadeli istihdama etkileridir. Tabii ki, her teknolojik değişim[16] dalgasıyla birlikte, yaygın bir marjinalleşmeye ve kalıcı yapısal işsizliğe yol açan işlerin yok edildiğine dair spekülasyonlar var, ancak önceki dalgalarda, ekonomik büyüme sonunda istihdamdaki açıkların üstesinden gelmek için yeni sektörlerde yeterli istihdam yarattı.

     Günümüzde profesyonel hizmet sektörleri de dâhil olmak üzere hizmet sektörünün derinliklerine nüfuz eden dijital çağdaki otomasyon biçimleri, gelecekteki ekonomik büyümenin kapitalist pazar aracılığıyla yeterli istihdam olanakları sağlama olasılığını çok daha az olası kılmaktadır.

     Bu sorunun büyüklüğü kapitalist üretimin küreselleşmesiyle daha da yoğunlaşmaktadır. Yüzyıl ilerledikçe bu sorunlar daha da kötüleşecek ve piyasa güçlerinin kendiliğinden işlemesiyle çözülmeyecektir.

     Sonuç olarak, nüfusun önemli bir kısmının güvencesizleşmesi ve marjinalleşmesi artmaktadır. Sosyal adalet düşüncelerinin yanı sıra, bu gelişmenin sosyal istikrarsızlık ve maliyetli çatışma yaratması da muhtemeldir.

     Bu iki eğilim birlikte ele alındığında, kapitalist devlet için büyük yeni zorluklar doğurmaktadır: iklim değişikliğiyle başa çıkmak için kamu mallarının sağlanmasında büyük bir artışa duyulan ihtiyaç ve teknolojik değişimin neden olduğu geniş ekonomik marjinalleşmeyle başa çıkmak için yeni politikalara duyulan ihtiyaç.

     Bu, popüler seferberliklerin ve mücadelelerin, ekonomik ekosistem içinde kapitalizmle birlikte var olan daha demokratik-eşitlikçi ekonomik faaliyet biçimlerinin genişlemesini garanti altına alabilecek yeni devlet müdahalesi biçimleri üretme ihtimalinin olduğu bağlamdır.

     Daha spesifik olarak, şu senaryoyu düşünün: iklim değişikliğine uyum sağlama zorunluluğu, neoliberalizmin ve onun ideolojik darlıklarının sonunu işaret ediyor. Olumlu devlet, ihtiyaç duyulan büyük ölçekli bayındırlık projelerine başlar ve ayrıca karbon bazlı enerjiden geçişi hızlandırmak için enerji üretimi ve ulaşım sistemleri etrafında ekonomik planlamada daha müdahaleci bir rol üstlenir.

     Bu bağlamda, artan marjinalleşme ve ekonomik eşitsizlik karşısında kamu mallarına duyulan ihtiyacın ve devletin işlere yönelik sorumluluğunun kapsamlı bir şekilde anlaşılması da dahil olmak üzere, devletin daha geniş kapsamlı rolleri yeniden siyasi gündemde yer alıyor. Ancak kapitalist işgücü piyasaları aracılığıyla tam istihdam giderek daha mantıksız görünüyor.

     Bu zorluklara cevap verme yaklaşımlarından biri, bugün kamuoyunda daha fazla tartışılmakta olan bir politika önerisi olan koşulsuz temel gelir (UBI) dir[17].

Tasarım basittir: her yurttaş, herhangi bir koşul olmaksızın, kültürel olarak saygın, sade bir yaşam standardında yaşamak için yeterli bir aylık gelir elde eder. Genel vergilendirme dışında ödenir ve ekonomik durumuna bakılmaksızın herkese ödenir.

     Tabii ki, iyi maaşlı işlere sahip kişiler için vergiler, aldıkları koşulsuz temel gelirden daha fazla artacaktır, bu nedenle net gelirleri (ücretler + koşulsuz temel gelir – vergiler) düşecektir. Ancak birçok net katkıda bulunanlar için, gelirlerinde bir koşulsuz temel gelir bileşeninin varlığı, işgücü piyasasında karşılaştıkları riskleri azaltan dengeleyici bir unsur olarak deneyimlenecektir.

     Temel gelir, kapitalist piyasalarda kabul edilebilir istihdam fırsatlarının azalması karşısında devletin karşı karşıya kaldığı zorlu zorluklara yanıt veren olası bir devlet müdahalesi biçimidir.

     Kapitalizmin yeniden üretimi açısından, koşulsuz temel gelir üç şeyi başaracaktı. Birincisi, marjinalleşmenin yarattığı eşitsizlik ve yoksulluğun en kötü etkilerini hafifletecek ve böylece sosyal istikrara katkıda bulunacaktır.

     İkincisi, farklı bir gelir getirici iş modelinin garantisini verecektir: insanlar için isteğe bağlı gelir yaratmak için işlerin kendi kendine yaratılması. Koşulsuz temel gelir, kendi kendine yaratılan işler, yaşamak için yeterli gelir yaratmasa bile, geniş bir serbest meslek yelpazesini insanlar için çekici hale getirecektir.

     Örneğin, temel yaşam maliyetlerini karşılayacak bir koşulsuz temel gelirleri olsaydı, daha fazla insanın küçük çiftçilikle ve ticari bahçıvanlarla ilgileneceğini hayal edebiliriz.

     Üçüncüsü, koşulsuz temel gelir, kapitalist üretim için tüketici pazarını istikrara kavuşturacaktı. Bir üretim sistemi olarak, kapitalist firmalar tarafından otomatikleştirilmiş üretim, doğası gereği, üretilen şeyleri satın almak için toplamda yeterli sayıda insanı istihdam etmeme sorunuyla karşı karşıyadır. Koşulsuz temel gelir, temel tüketim malları için geniş çapta dağınık bir talep sağlar.

     Koşulsuz temel gelir, kapitalizmin karşı karşıya olduğu sorunlara çekici bir çözümse, kapitalizmin aşınmasına nasıl katkıda bulunabilir? Kapitalizmin merkezi bir özelliği, Marx’ın işçilerin çifte ayrılığı olarak adlandırdığı şeydir – üretim araçlarından ve geçim araçlarından ayrılık. Koşulsuz temel gelir, işçileri üretim araçlarından ayrı kalsalar bile geçim araçlarıyla yeniden birleştirir.

     Böylece devlet tarafından sağlanan vergiyle finanse edilen koşulsuz bir temel gelir, işçilerin kapitalist istihdamı reddetmelerini ve bunun yerine sosyal güç yoluyla inşa edilenler de dahil olmak üzere her türlü kapitalist olmayan ekonomik faaliyetlerde bulunmayı seçmelerini sağlayacaktır.

     Örneğin, kooperatif üyeleri, kooperatifin ticari başarısından bağımsız olarak garanti edilen bir temel gelire sahip olsaydı, işçi kooperatifleri ekonomik olarak çok daha uygun hale gelirdi.

     Koşulsuz temel gelir ayrıca, kooperatiflere sermaye kredilerini bankalar için daha çekici hale getirerek işçi kooperatiflerinin halihazırda karşı karşıya kaldığı kredi piyasası sorunlarının çözülmesine de yardımcı olacaktır: bir kooperatif tarafından oluşturulan gelir akışının üyelerinin temel yaşam standardını karşılaması gerekmeyeceğinden, bu tür krediler birdenbire daha az riskli hale gelecektir.

     Koşulsuz temel gelir, dayanışma ekonomisinin, ticari olmayan gösteri sanatlarının, topluluk aktivizminin ve çok daha fazlasının çiçek açmasını üstlenecekti. Koşulsuz temel gelir böylece sürdürülebilir sosyalist – sosyal olarak güçlendirilmiş – ekonomik ilişkilerin alanını genişletir.

     Ayrıca, marjinalleşme sorununu yaratan aynı teknolojik gelişmeler, ironik bir şekilde, daha demokratik, eşitlikçi ve dayanışmacı bir tarzda organize edilen ekonomik faaliyetlerin genişletilmesi ve derinleştirilmesi için daha sağlam bir alana katkıda bulunabilir.

     Kapitalizmin demirlenmesine yardımcı olan maddi üretim koşullarından biri, sanayi üretimde ölçek getirilerinin artmasıdır: Yüz binlerce şey üretmenin birim maliyetleri, birkaç tane üretmekten çok daha düşük olduğunda, küçük ölçekli üreticilerin bir pazarda rekabet edebilmeleri zordur.

     Kapitalist gelişmenin sanayi çağının ayırt edici özelliği, ölçeğe göre muazzam getirilerdir. Yirmi birinci yüzyılın yeni teknolojileri, birçok sektörde, ölçeğe göre getirileri önemli ölçüde azaltıyor, küçük ölçekli, yerelleştirilmiş üretimi daha uygulanabilir hale getiriyor. Temel olarak, piyasada rekabet edebilmek için yeterli üretim araçlarını satın almak için gereken sermaye miktarı dijital bir dünyada azalmaktadır.

     Bu da dayanışma ekonomisi işletmelerini ve işçi kooperatiflerini yerel pazarlara yönelik nispeten küçük ölçekte daha etkin faaliyet gösterdikleri için daha uygulanabilir hale getirecektir. Değişen üretim güçleri, yeni üretim ilişkileri olanaklarını genişletmektedir.

     Çoğu yerel düzeyde örgütlenebilen diğer devlet politikaları, kapitalist olmayan dinamik bir sektörü daha da istikrara kavuşturabilir. Birçok toplumsal üretim çeşidinin önündeki engellerden biri fiziksel alana erişimdir: topluluk bahçeleri ve çiftlikleri için arazi, imalat için atölyeler, tasarım için ofisler ve stüdyolar, performans sanatları için performans alanları vb.

     Bunlar, daha demokratik-eşitlikçi ekonomik faaliyet biçimleri için elverişli bir altyapı oluşturmakla ilgilenen yerel devletler tarafından kamusal kolaylıklar olarak sağlanabilir.

     Topluluk arazi güvenleri kentsel tarımın temelini oluşturabilir. 3D yazıcılar ve diğer dijital üretim teknolojileri ile kamu tarafından sağlanan veya sübvanse edilen makerspace’ler ve fablab’lar fiziksel üretimin altına girebilir. Eğitim kurumları ayrıca özellikle kooperatif yönetimi ve sosyal üretim konularında eğitim sağlayabilir.

     İnsanların ekonominin kapitalist sektöründen çıkışını kolaylaştıran bir koşulsuz temel gelir, kapitalist olmayan üretim biçimlerinin gelişimini kolaylaştıran yeni teknolojiler ve bu girişimler için daha iyi altyapı sağlamak için uygun bir yerel devletin birleşimi, zaman içinde sektörün sosyal güç aracılığıyla örgütlenen ekonominin daha derin kökleri gelişebilir ve henüz öngörülemeyen şekillerde genişleyebilir anlamına geliyor.

     Tüm bunların kapitalizm içinde gerçekleşeceğini ve bu nedenle kaçınılmaz olarak bu kapitalist olmayan üretim biçimlerinin hâlâ egemen bir kapitalist ekonomide hayatta kalmanın yollarını bulması gerektiğini vurgulamak önemlidir. Bunun kilit yönlerinden biri, kapitalist sektör için şu veya bu şekilde bazı olumlu faydalar sağlamaktır.

     Kapitalist olmayan sektöre birçok girdi, kapitalist firmalar tarafından üretilecektir; kapitalist olmayan sektördeki üreticiler, tüketimlerinin bir kısmını, belki de çoğunu kapitalist firmalardan satın alacaklardı; ve devletin kamu malları üretimi de sıklıkla kapitalist firmalarla yapılan sözleşmeleri içerir.

     Bu yeni yapılanma istikrara kavuştuktan sonra bile, devlet hala kapitalizmin öne çıktığı ve neredeyse kesinlikle egemen olduğu bir ekonomiyi denetleyecekti. Ancak, insanların geçimlerini sağlama biçimlerine çok daha zayıf kısıtlamalar getirdiği ve ekonomi içindeki sosyal gücün kapsamını genişletmek için süregiden mücadeleler için yeni olanaklar açtığı sürece, kapitalizmin egemenliği azalacaktır[18].

     Tabii ki, bu yörünge hakkında kaçınılmaz bir şey yok. Temel bir gelirin tesis edileceğinin veya tesis edilmiş olsaydı, demokratik, sosyal olarak güçlendirilmiş ekonomik faaliyet biçimlerinin genişletilmesi için destekleyici altyapı oluşturmak için koşulsuz temel gelire devlet inisiyatiflerinin eşlik edeceğinin kesinlikle bir garantisi yoktur.

     Ayrıca koşulsuz temel gelirin alıcıları tarafından sosyal olarak güçlendirilmiş ekonomik yapılar inşa etmek için kullanılacağına dair hiçbir garanti de yoktur. Koşulsuz temel gelir, tamamen bireysel tüketim için de kullanılabilir. Philippe van Parijs’in Herkes İçin Gerçek Özgürlük[19] adlı kitabında savunduğu gibi, koşulsuz temel gelir insanlara “gerçek özgürlüğü” yeniden dağıtır ve böylece sahilde dolaşanların ve kanepeli patateslerin yanı sıra işçi kooperatiflerini ve sosyal ekonomiyi mümkün kılar.

     Çalışmayanların, çalışanları “sömürmek” hayaleti, koşulsuz temel gelire karşı güçlü ahlaki argümanlardan biridir ve bu tür iddialar kesinlikle koşulsuz temel gelir için siyasi çabaları engelleyebilir veya en azından programa istenmeyen uygunluk koşullarının eklenmesiyle sonuçlanabilir.

     Dahası, kapitalist olmayan ekonomik faaliyetlerin dinamik bir genişlemesini harekete geçirecek kadar cömert koşulsuz bir temel gelir maliyetli olacaktır, her ne kadar hiçbir şekilde kapitalist devletlerin mali kapasitesinin ötesinde olmasa da ve bu nedenle, eğer bir koşulsuz temel gelir geçirilecekse, iyi bir yaşam için gerekli olanın[20] altında bir seviyeye ayarlanması muhtemeldir. Bu aynı zamanda koşulsuz temel gelirin uzun vadeli antikapitalist etkilere sahip olma potansiyelini de baltalayacaktır.

     Bu nedenlerle, koşulsuz temel gelir ve kapitalist devletin diğer müdahalelerinin yardımıyla kapitalizmi aşındırma umutları, önemli ölçüde siyasi seferberliğe ve devlet üzerindeki mücadelelere bağlıdır; elitlerin aydınlanmasına güvenemez.

     Riley’nin iddia ettiği gibi, devletin kapitalist karakterinde yazılı olan olasılık sınırları, bu tür kapitalist olmayan ekonomik süreçlerin büyümesini kolaylaştırıcı etkiye sahip devlet eylemlerini önleyecek kadar darsa, o zaman böyle bir seferberlik asla başarılı olamaz ve kapitalizmi yıpratma umutları uzaktır.

     Ancak mevcut problem çözme ile gelecekteki sonuçlar arasında ayrılıklar mümkünse ve eğer popüler toplumsal güçler, alternatif ekonomik alanları sağlamlaştırma gündemi etrafında harekete geçerse, o zaman demokratik, eşitlikçi ve dayanışmacı değerler etrafında inşa edilmiş ekonomik aktivitenin önemli ölçüde genişlemesi mümkün olabilir.

     Bu da kapitalizmin ötesinde, demokratik sosyal iktidar için yeni alanlar açan yukarıdan reformların ve bu alanları yeni ekonomik faaliyetlerle doldurmak için aşağıdan inisiyatiflerin etkileşimi yoluyla kapitalizmin ötesinde sosyalist bir yörünge için temel sağlayabilir.

     Elbette yanılıyor olabilirim. Ben kararlı bir sosyalistim ve sosyalizmi mümkün kılan bir toplum teorisini istiyorum. Ekonomik sistemlerin, kapitalizmin egemenliğinin zamanla aşınabileceği bir ekosisteme benzemediği ortaya çıkabilir; kapitalist devlet, anlamlı özgürleştirici reformlar için açıklıklar bırakacak şekilde içsel olarak çelişkili olmayabilir. Dolayısıyla sosyalizm için tutarlı bir strateji mümkün olmayabilir.

     Bununla birlikte, sosyal sistemlerin nasıl çalıştığına dair mevcut bilgimizin sınırlılıkları ve geleceğin ne getireceğine dair büyük belirsizlikler ve kaygılar göz önüne alındığında, kapitalizmi aşmanın uzun vadeli hedefini, olduğu gibi dünyanın kısıtlamaları içinde yeni olanaklar yaratmak için pratik mücadelelerle birleştirmenin mümkün olduğu makul bir çalışma hipotezidir. Bunun doğru mu yanlış mı olduğunu test etmenin tek yolu dünyayı değiştirmeye çalışmaktır.


[1] https://www.jacobinmag.com/2016/01/olin-wright-real-utopias-socialism-capitalism-gramsci-lenin-luxemburg/

[2] https://www.versobooks.com/books/463-envisioning-real-utopias

[3] https://www.jacobinmag.com/2015/12/erik-olin-wright-real-utopias-anticapitalism-democracy/

[4] https://www.jacobinmag.com/2015/10/developmentalism-neoliberalism-climate-change-hamilton/

[5] https://www.britannica.com/topic/ideal-type

[6] https://www.jacobinmag.com/2015/12/bill-gates-ted-talk-renewable-energy-research-development-government/

[7] https://www.jacobinmag.com/2015/04/uber-exploitation-worker-cooperative-socialize/

[8] http://www.redpepper.org.uk/organising-to-survive-in-greece/

[9] https://www.dissentmagazine.org/online_articles/transformative-vision-community-land-trusts-boston-dsni

[10] https://www.jacobinmag.com/2015/11/public-housing-social-welfare-crisis-affordable-gentrification/

[11] https://www.jacobinmag.com/2015/09/sweden-social-democracy-olaf-palme-assasination-reforms/

[12] https://www.jacobinmag.com/2016/04/massey-blankenship-indictment-coal-appalachia/

[13] https://www.jacobinmag.com/2016/02/gude-third-way-clinton-new-deal-reagan-democratic-party/

[14] https://www.jacobinmag.com/2016/04/earth-day-climate-change-environment-socialism-resources/

[15] https://www.jacobinmag.com/2016/04/fossil-fuels-decoupling-growth-oil-climate/

[16] https://www.jacobinmag.com/2015/03/automation-frase-robots/

[17] https://www.jacobinmag.com/2015/08/universal-basic-income-socialist-libertarian/

[18] https://www.jacobinmag.com/2014/12/capitalisms-gravediggers/

[19] https://global.oup.com/academic/product/real-freedom-for-all-9780198293576?cc=us&lang=en&

[20] https://www.jacobinmag.com/2016/01/universal-basic-income-switzerland-finland-milton-friedman-kathi-weeks/

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu