GündemİVME BlogPolitikaToplum ve Siyaset

Ekrem İmamoğlu: Björn Mü Olacak Yoksa Ivar Mı? – Görkem Yaz

Yirmi yıldır bana efendimmiş gibi davranan bıyıklı ve Sünni erkeklerin tebaası gibi yaşıyorum. Size oy verirken benliğime sağır olmayacağınızı umarak verdim. Biz size düzeni değiştirin diye oy verdik. Düzeni makyajlayın diye değil.

Biz onu Ragnar sanmıştık…

Seçim gecesi dimdik ayakta durduğu için. Kampanya sürecinde Türkiye’ye taze bir anlayış sunabileceğine dair emareler verdiği için. Ve en önemlisi, umutsuz kalabalığın önünde korkusuzca sallayabildiği o yumruk için. Tüm bu yaşananları geri sardığımda zihnimde ona dair ilişkilendirebildiğim kişi Ragnar’dı. “Kenar köşe ilçenin belediye başkanı”nın yükselişi tam da çiftçilikten “krallığa” yükselen Ragnar’ın hikayesini andırıyordu. Yıllardır kimsenin deviremediği, koltuğuna yapışmış ve çarkın dönmesinden başka bir gayesi olmayan kralı deviren cesur ve meraklı gençti benim için. Uzun bir süre de kendisinin o çaylaklığı atarak gerçek bir kral olabileceğini düşündüm. Kimsenin hakkını yemek istemiyorum. Alkışladığım çok fazla işe de şahit oldum. Ara sıra ufak tefek hatalar yapmış olsa da hiçbiri Karadeniz gezisinde sergilediği tavır kadar umut kırıcı olmamıştı.

Nagehan Alçı.

Daha dün gibi hatırlıyorum. Çıktığı her yayında İmamoğlu’na nasıl itibar suikastı yapmaya çalıştığını. Mesele burada onun şahsı değil. Ekrem İmamoğlu da hepimiz gibi sıradan bir fani.  Beni asıl öfkelendiren şey Ekrem İmamoğlu nezdinde seçmen iradesine yaptığı saldırı. Yıllarca otoriter rejimin yollarına döşediği artan taşlardan İBB’ye kayyum atamasına gidecek bir yol döşemeye çalışanlara omuz verdi yerel seçimlerden sonra. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.  Halk o taşları söküp kafalarına atmaya başlayınca saf değiştirdi. Barışmış bir toplum resmini ortaya koymak isteyen bu kişiyi gezisine davet ederken iki kere düşünmeli. Çünkü bu kişi yaşamı boyunca hiçbir zaman barışın tarafında olmamış biri.

Seçmenin bu hanımefendiyi fotoğrafta gördükten sonra size sitem etmesi çok olağandır. Mühim olan sizin bu eleştirileri nasıl karşıladığınız. Yirmi yıldır bana efendimmiş gibi davranan bıyıklı ve Sünni erkeklerin tebaası gibi yaşıyorum. Size oy verirken benliğime sağır olmayacağınızı umarak verdim. Biz size düzeni değiştirin diye oy verdik. Düzeni makyajlayın diye değil. Üstelik ben bir kişi değil, “200-300 kişi “değil, binlerce, on binlerce kişiydim o eleştiriyi yaparken. Hiçbirimizin derdi o karenin içinde farklı mahallelerden insanların olması değildi. Hepimizin derdi o karenin içinde farklı mahalleleri birbirine kırdırmaya çalışan bir insanın olmasıydı. Karşımızda bu kararın hatalı olduğunu olgunlukla kabul ederek özür dilemek yerine bizden akıllı olmamızı isteyen birini bulduk. Yaklaşık üç yıl önce bizimle omuz omuza adalet ararken sıktığınız o parmağı bu sefer yüzümüze salladınız. Hem de her fırsatta ayağınıza çelme takmak isteyen insanlar için. İşte o noktada benim içimde bir şeyler koptu. Eminim pek çok insanın da kopmuştur.

Tayfun Kahraman ve diğer dostlarımız 18 yıl ceza almışken başka hiçbir şey düşünemeyeceğinizi söylediniz. Bizler sokaklarda hukuksuzluğa karşı Tayfun Abi, Can Abi, Mücella Abla ve daha niceleriyle direnirken birileri televizyonlarda bu davanın kaderini belirliyordu. Hatırladıkça içim ürperiyor. Kara lekeyle dolu alınlarına canlı yayınlarda vuran spot ışıkları gözümün önünden gitmiyor. Kulaklarımda çınlıyor hala “baş örtüsü taktığı için sokakta yüzlerce kişiden oluşan bir vandal grubunun ortasında kaldı” diye anlattığı masallar. Tayfun Abinin kaderini benim iki dudağımın arasından çıkan “kırıldım” cümlesi değil, burada tırnak içine sığdırmaya çalışamayacağım kadar sıralanan yalanlar yazdı. O yüzden bana çıkıp çatışmadan beslenenler diye seslenme. En çok biz yorulduk kavga etmekten. Biz kavgacılar ile kol kola girmek istemiyoruz, onları aramızdan göndermek istiyoruz.

 Biliyorum yarış kızıştı. Herkes bir hamle yapmak istiyor. Ancak unutmayın ki sizi veliaht yapanlar parmak salladıklarınızdır. Sergilenen bu tutum da çok net gösteriyor ki hala kral değil prens enerjisindesiniz. Tek bir hatayla harcanamayacak kadar değerli bir şeylere sahip olduğunuzu düşünsem de olgunlaşmanız için biraz daha zaman olduğuna inanmaya başladım. Sizin Ragnar olabileceğinizi düşünürken gömülü teorideki kralı görmezden geldiğimi hissetmeye başladım. Siz şu an Ragnar’ın etrafında onun bilgi, tecrübe ve zekasından yararlanan bir çıraksınız. Tıpkı Björn ve Ivar gibi. Kraldan beslendikleriniz ve koşullarınız belirleyecek hangisi olacağınızı. Ya Ivar gibi agresyon ve acımasızlık aydınlatacak yolunuzu ya da Björn gibi adalet ve cesaret. Ivar’ın yolundan giderseniz tahta oturmanız garanti. Çok kısa bir süre için ama. Björn olmayı seçerseniz bir gün Ragnar olabilirsiniz. Ancak unutmamakta fayda var. Bir gün efsane olsanız bile yolun sonuna geldiğinizde hiç kimse olmama ihtimaliniz de var. Tıpkı Ragnar gibi. Yani aslında Ragnar ya da kral olmak kendi içinde bir paradoks. Eğer bu ucube sistem bize bir kral seçmeyi dayatmasaydı size yemin ederim hiçbirimiz kralcılık yapmak istemezdik. Ve kimse de kral olmak istemezdi.

Kemal Kılıçdaroğlu.

Onu diğerlerinden ayıran yegâne şey sükûnetidir. Kendisini eleştirenlere, kendi mahallesinden eleştirenlere, karşı mahalleden eleştirenlere ve hatta yumruk atanlara dahi hep sabırla cevap verdi. Bugüne kadar beni hayal kırıklığına uğratan hataları oldu. Onu birçok konuşta eleştirdim. Fakat bu konudaki metanetine hayran olduğumu da belirtmek isterim. Nagehan Alçı CHP’nin reklamında oynatıldığı için çok kızgın hissetmiştik. Herkes yıllardır kılıcını sallarken o bir kere “parmak” bile sallamadı. Sanıyorum şu an Ragnar olmaya en yakın kişi Kemal Bey. Fakat bu yol onun için de derslerle dolu. Adaylığının konuşulması bir yandan kafa karıştırıcı bir yandan da rahatlatıcı olabiliyor. İçimdeki çelişkiyi asla atamıyorum. Çünkü hangi Ragnar olmaya daha yakın olduğunu kestiremiyorum. 68 yaşında Adalet Yürüyüşü’nü yaparken verdiği kralı devirecek genç enerjisi mi? Yoksa nice yenilgiler ve zaferlerin yüzüne bıraktığı çizgilerle yenilmeye çok yakın olduğunu bilmesine rağmen hırsla son kez İngiltere’ye saldırarak sonsuzluğa ilerleyen Ragnar mı?

Son dönemdeki çıkışları içimde bir umut doğurdu. Sağlam ve emin adımlarla doğru sorunlar üzerine konuşan, kendinden emin ve dingin birini görüyorum. TÜİK’in, SADAT’ın kapısına dayanıp hesap soran, iktidarın sadece kuklası olduğu neoliberal düzeni eleştiren, milyonların önünde başında sallanacak kılıçlara aldırmadan toplumsal cinsiyet eşitliğini savunabilen, kriminalize edilmeye ya da eleştirilmeye aldırmadan herkesle temas edebilen biri. Umuyorum ki bugüne dek yapmış olduğu hataları tekrarlamaktan kaçınır ve kendinden emin duruşunu bozmadan ilerler. Çünkü eğer o da içindeki Çiftçi Ragnar’ı bulamazsa hep birlikte savrulma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu