Demokrasi ve SolEkonomi ve KamuculukEmek, Dijitalleşme ve Gelecek

İsveç Refah Devletini Sınıf Mücadelesi İnşa Etti – Nick French (Çeviri: Ömer Ünal)

İsveç sosyal demokrasisi tarihteki en insancıl toplumlardan birini üretti. Militan bir işçi hareketi ve işçi sınıfının bir siyasi partisi olmasaydı bu gerçekleşemezdi.

     İsveç genellikle savaş sonrası sosyal demokrasinin altın standardı olarak kabul edilir. İsveç, tüm vatandaşlarına rahat bir yaşam standardı sağlamaya kendini adamış cömert bir refah devleti ile dünyanın en eşitlikçi toplumlarından biriydi. Nispeten güçlü sosyal demokrat hareketleri ve refah devletleri geliştiren diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında bile, İsveç başarılarıyla öne çıkıyordu: büyük ölçüde rakipsiz yeniden dağıtım politikaları nedeniyle gelir eşitsizliğinin en düşük düzeyine ve dikkate değer ölçüde düşük işsizlik düzeylerine ulaştı.

     İsveç’in olağanüstü refah devleti nasıl ortaya çıktı? Cevap basit: onlarca yıllık sınıf mücadelesi ve sendikal örgütlenme.

     Sosyolog Walter Korpi, İsveç sosyal demokrasisi üzerine 1983 tarihli klasik çalışması Demokratik Sınıf Mücadelesi’nde[1], ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda sınıf çatışmasının evrimi üzerine hüküm süren ortodokslara meydan okudu. Korpi, gelişmiş endüstriyel toplumlarda ekonomik dağılım üzerindeki çatışmalar için sınıfın giderek daha az önemli olduğunu iddia eden teorisyenlere karşı, sınıflar arasındaki çatışmanın hala merkezi olduğunu savundu; sadece yeni biçimler aldığını savunarak. İşçi örgütlenmesinin ve parlamenter siyasetin işçi sınıfı çıkarlarını ilerletmek için çok az şey yaptığını savunanlara karşı, Korpi, sendikal örgütlenmenin ve hükümetin sosyalist kontrolünün, işçilerin toplumdaki güç dengesini temelden değiştirmesine ve kapitalist sınıftan büyük tavizler almasına izin verdiğini savundu.

Korpi, İsveç’teki sınıf mücadelesinin nasıl sadece endüstriyel üretim anlaşmazlıklarını değil, aynı zamanda olağanüstü eşit bir toplumun gelişmesine yol açan seçim yarışmalarını ve politika kavgalarını kapsayacak şekilde geliştiğini ve ayrıca İsveç’in on yıllardır süren sosyal demokrat ilerlemesinin nihayetinde neden durdurulduğunu göstermeye çalıştı. Bugün Sol, sosyalist hareketi yeniden canlandırma göreviyle boğuşuyor – bu arada sosyal demokrasiyi kazanmak[2] – ve sınıfın[3] politik önemi yeniden sorgulanırken[4], Korpi’nin argümanları sosyalistler için önemli kilit bilgiler sağlayabilir.

Güç Kaynakları

     Bir dizi gelişmiş ülkeden gelen verileri karşılaştıran ve İsveç’i merkezi vaka çalışması olarak kullanan Korpi, İsveç’in refah devletinin cömertliğini ve yüksek derecede sosyal eşitliğini açıklamak için işçi sınıfı örgütlenmesinin ve hükümetin kontrolünün gerekli olduğunu savundu. Bu argümanın merkezinde “güç kaynakları” teorisi vardı.

     Kapitalistlerin üretim araçları üzerindeki kontrolü, onlara, emek güçlerinden başka satacak hiçbir şeyleri olmayan ve devlet politikasını etkileme konusunda çok az yetenekleri olan işçi sınıfı üzerinde aşırı güç verir. Kapitalistler buradaki avantajlarını – Korpi’nin güç kaynakları dediği şeyde – işçiler üzerinde egemenlik kurmak ve devleti işçilerin pahasına kendi çıkarlarına hizmet etmeye yönlendirmek için kullanırlar.

“Yeterince güçlü örgütler kurarlarsa, işçiler kapitalizmin güç yapısına meydan okuyabilirler. İsveçli işçilerin yaptığı tam olarak buydu.”

     Ancak işçiler, sendikalarda ve siyasi partilerde örgütlenip topluca hareket ederek örgütlenebilir ve mücadele edebilirler. Yeterince güçlü örgütler kurarlarsa, kapitalizmin güç yapısına meydan okuyabilirler.

     İsveçli işçilerin yaptığı tam olarak buydu. On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren işçiler, endüstriyel hatlar boyunca örgütlenmiş ve İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SAP) ile yakın çalışan Landsorganisationen (LO) tarafından birleştirilen güçlü ve iyi örgütlenmiş bir sendikal hareket inşa ettiler.

     Yirminci yüzyılın başlarında İsveç, genel grevler ve endüstri çapında lokavtlar da dahil olmak üzere, bir dizi şiddetli işyeri anlaşmazlıklarıyla (grevleriyle) karakterize edildi. Korpi bu durumu şöyle açıklar: “yüzyılın başından 1930’ların başlarına kadar İsveç, Batılı ülkeler arasında en yüksek grev ve lokavt seviyesine sahipti.” 1900-13 yılları arasında İsveç’te her bin işçi için grev ve lokavt nedeniyle 1.286 iş günü çalışılmadı. 1919-38 arasında bu sayı 1.448’di. (Karşılaştırma yapacak olursak, Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu verilerine göre, geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde iş durmaları nedeniyle her bin işçi[5] için 3,7 günden[6]  daha az işgücü kaybı oranı vardı)

     1930’larda, sosyalist blok (Sosyal Demokratlar ve Komünistler dahil) ilk kez oyların çoğunluğunu kazandı ve giderek daha başarılı olan SAP, hükümet gücü üzerindeki hakimiyetini arttırdı. Bu gelişme hem işçileri hem de kapitalistleri stratejilerini değiştirmeye, sınıf mücadelesini “sıcak savaş”tan “soğuk savaşa” kaydırmaya yöneltti. Yıkıcı bir askeri çatışmanın potansiyelinin Sovyetler Birliği ile ABD arasında doğrudan çatışmayı istenmeyen hale getirmesine benzer şekilde, İsveç işçi hareketinin artan gücü hem kapitalistleri hem de işçileri daha az yıkıcı çatışma biçimlerine geçmeye teşvik etti.

     İşçi hareketi, öncelikle grevler yoluyla kazanç elde etmeye çalışmak yerine, çıkarlarını geliştirmenin bir yolu olarak hükümet politikasına yöneldi. Sosyal demokrat liderler, sermaye ile taktiksel bir uzlaşma yoluyla, sosyoekonomik eğilimleri kademeli olarak kendi lehine değiştirmek için hükümet politikasını kullanabileceğine inanıyordu. Benzer şekilde, bir bütün olarak iş dünyası, emeğe karşı uzlaşmaz bir muhalefet duruşundan uzlaşmacı bir duruşa geçti. Korpi’ye göre, iş dünyasının baskın bir fraksiyonu, Sosyal Demokratların hükümetten kolayca uzaklaştırılmayacağına inanıyordu, bu yüzden açık düşmanlıklara devam etmek yerine Sol ile uzlaşmayı daha uygun gördüler.

     Böylece, İsveç’in dünyanın en büyük refah devletini kurduğu ve eşitsizliği büyük ölçüde azalttığı 44 yıllık neredeyse kesintisiz Sosyal Demokrat yönetimi başladı. Hükümet politikası başarılı bir şekilde tam istihdamı[7] sürdürmeyi amaçladı, cömert ulusal emeklilik ve sağlık hizmetleri[8] sistemleri kurdu ve artan oranlı vergilendirme yoluyla finanse edilen iddialı bir sosyal konut[9] programına başladı.

     İsveç’in refah devletinin rakipsiz doğası, büyük ölçüde, güçlü sendikal hareketine ve neredeyse yarım yüzyıllık kesintisiz sosyal demokratik yönetişimine atfedilebilir. Ancak Korpi’nin görüşüne göre, işyeri mücadelelerinden politika oluşturmaya geçiş, sınıf mücadelesinden bir geri çekilme değildi; daha ziyade, sınıf mücadelesinin demokratik siyaset alanına stratejik bir yeniden yönelimiydi. Sosyal Demokrat hükümet politikasının yeni stratejik merkeziliği, sendika gücünde veya öneminde bir düşüş anlamına da gelmiyordu.

“İşçi hareketi, çıkarlarını geliştirmenin bir yolu olarak hükümet politikalarına yöneldi.”

     Sendikalar ve LO genellikle Sosyal Demokrat politikanın arkasındaki itici güç oldu. LO, ilk olarak, 1950’lerde hükümeti “dayanışma ücreti” ve aktif işgücü piyasası politikalarını benimsemeye yönlendirmekten sorumluydu. İşçi ve işveren konfederasyonları arasında ülke çapında toplu iş sözleşmeleri yoluyla yürürlüğe konan dayanışma ücreti politikası, işçilerin benzer işler için benzer ücret almasını ve en yüksek ücretli işçilerin ücretlerinin en düşük ücretli işçilerin ücretlerinin çok üzerine çıkmamasını sağladı.

     Hükümet ayrıca, özel sektörde iş bulamayanlar için kamu istihdamının yanı sıra yer değiştirme ve yeniden eğitim hizmetleri de dahil olmak üzere işsiz işçilerin işverenlerle eşleştirilmesine yardımcı olmak için müdahale eden aktif bir işgücü piyasası politikası izledi. Bu müdahaleci işgücü piyasası yaklaşımı, tam istihdamı kolaylaştırmayı[10] amaçlıyordu; aynı zamanda, daha az kârlı firmaların kapanmasını hızlandıran ve en kârlı firmaların kıt işgücünü çekmek için ücretleri olabildiğince yükseltmelerini engelleyen dayanışma ücreti politikasının etkilerini düzeltmeyi amaçlıyordu.

     Bu politikalar[11] İsveç solunun aynı anda birden fazla hedefe ulaşmasını sağladı.

     Birincisi, hükümetin firma üretkenliğini artırmaya yönelik makroekonomik politika hedefine hizmet ettiler. Bu, İsveç’in ekonomisini hızla geliştirmesine ve Sosyal Demokrat liderlerin sosyalizm için gerekli bir ön koşul olduğuna inandıkları sermayenin yoğunlaşmasını teşvik etmesine izin verdi.

     İkincisi, daha eşit bir servet ve gelir dağılımının ahlaki amacını ilerlettiler.

     Üçüncüsü, ücretleri ve istihdam fırsatlarını eşitleyerek, işçi hareketi içinde dayanışma inşa ettiler ve bu nedenle zaman içinde yeniden dağıtım politikaları için siyasi bir temelin korunmasına yardımcı oldular.

     Sosyal Demokrat hükümet, görev süresi boyunca işçi hareketinin büyümesini ve radikalleşmesini[12] kolaylaştırdı. Sendika yoğunluğu büyümeye devam etti: İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan 1976’ya kadar tarım dışı sendikal yoğunluk yüzde 30’dan yüzde 76’ya fırladı ve bu, gelişmiş dünyadaki sendika yoğunluğunun açık ara en yüksek seviyesiydi. İşçi sınıfının, kapitalistlerin işyerinde devam eden otokrasisine karşı artan memnuniyetsizliği, diğer faktörlerin yanı sıra, onu 1970’lerde devrimci ücretlilerin fon politikasını (“Meidner planı”) uygulamaya itti.

“İşyeri mücadelelerinden politika üretmeye geçiş, sınıf mücadelesinden geri çekilme değildi.”

     Mio Tastas Viktorsson ve Saoirse Gowan’ın anlattığı gibi, [Meidner] plan, şirket kârlarından finanse edilen bir dizi “ücretli fon” oluşturacaktı. Bu kârlar, büyük ölçüde sendika temsilcilerinden oluşan kurullar aracılığıyla yönetilecek olan fonlar için oy hakkı olan hisselere çevrilecekti. Sonuç olarak, fon sonunda tüm büyük firmalarda çoğunluk hissesine sahip olana kadar, firma kârlarının, ücretli fonlar için giderek daha büyük hisselere kademeli olarak dönüştürülmesi olacaktı.

     Özünde, plan kapitalist firmaların mülkiyetini yavaş yavaş işçilere devredecekti.

     Ücretlilerin fonları için ilk resmi teklif, 1975’te bir LO komitesinden geldi. SAP, planın hedeflerini destekledi, ancak orijinal LO teklifinin kendisini kabul etmekte tereddüt etti, çünkü büyük ölçüde firmaların, firma kârlarıyla orantılı olarak oy hissesi ihraç etmesini gerektiriyordu ve fon kurullarında çoğunluk temsilini sendika tarafından atananlara veriyordu. Sosyal Demokratlar ve LO nihayet 1981’de bir öneri üzerinde anlaştılar ve parti 1982 seçimlerinde bu öneri üzerinde kampanya yürüttü.

     Bununla birlikte, teklifin[13] bu versiyonu, yalnızca belirli bir seviyenin üzerindeki “fazla kârları” sosyalleştirecek/kamulaştıracak ve fonları yeni bir bordro vergisi yoluyla kısmen finanse ederek çalışanlara daha fazla yük getirecekti. Buna ek olarak, SAP’nin fonlara yönelik adımı, gücün ve zenginliğin kapitalistlerden işçilere yeniden dağıtılmasından ziyade, yatırım sermayesini artırmadaki faydasını vurguladı.

     Bu arada kapitalistler ve Sağ, bu fikre karşı geniş çaplı bir karşı saldırı[14] başlattı. Propagandaları Meidner planını Sovyet tarzı sosyalizme[15] benzetti ve sendika ve parti “patronlarını” ekonomik gücü ele geçirmekle suçladı. Sağ, sonunda kamuoyu için verilen savaşı kazandı. Liderliği plan konusunda hiçbir zaman hevesli olmayan (bunu seçim açısından riskli olarak gören) veya iş geri çekilirken agresif bir şekilde plan için zorlamayan SAP, sonunda 1984’te teklifin çok sulandırılmış[16] bir versiyonunu kabul etti.

     Kanun, büyük ölçüde fazla kârlar üzerinden alınan bir vergi ile finanse edilen, borsadan fon satın alacak beş küçük fon oluşturdu; sistem yedi yıl sonra sona erecekti. 1991’deki programın sonunda, fonların varlıkları İsveç borsasının değerinin yüzde 5’inden daha azdı.

Çözülme ve Tercih Edilmeyen Yol

     Korpi, refah devletinin şekillenmesinde işçi örgütlenmesinin ve parlamenter siyasetin önemi konusunda ikna edici bir örnek sunuyor. Ancak 1983’te — Sosyal Demokrat Parti’nin egemenliğinin kırıldığını ve emek ile sermaye arasındaki “tarihsel uzlaşmanın” çoktan parçalandığını – yazan Korpi, İsveç solunun nerede yanlış gittiğini ve yanlış adımlarından nasıl kurtulabileceğini de teşhis etmeye çalıştı.

     İsveç sosyal demokrasisinin çöküşü, elbette, yalnızca SAP tarafından yapılan kötü seçimlerin üstüne yüklenemez. Bu dönemde tüm Avrupa’da ve dünyada işçi partileri geriledi; siyasi ve ekonomik koşullar, bu partilere sunulan seçenekleri oldukça kısıtladı. Ancak Korpi, seçmenlerin Sosyal Demokratları çoğunlukla partinin 1970’lerde küresel ekonomik krizin başlamasıyla birlikte tam istihdamı sürdüremediği için terk etmeye başladığını savundu. “1970’lerdeki seçimlerde partinin gerilemesinin başlıca nedenleri, toplumdaki yapısal değişiklikler değil, Sosyal Demokrat politikanın içeriği ve sonuçlarıydı”.

“1960’ların sonlarında ve 70’lerde, giderek daha radikal bir işgücü, kapitalistlerin işyeri üzerindeki neredeyse tam denetiminden giderek daha fazla bıkmıştı.”

     Şimdi bildiğimiz gibi, SAP seçim şansını bir şekilde toparladı ama yine de dünyadaki diğer sosyal demokrat partiler[17] gibi neoliberalizme yöneldi. Başka bir sonuç mümkün müydü? Korpi bir yol daha olduğunu savundu.

     SAP, 1970’lerde ve 80’lerde birçok hükümet gibi, daha yavaş büyümeye yol açan ve hem tam işsizliği hem de düşük enflasyon[18] seviyelerini korumayı zorlaştıran bir kârlılık kriziyle karşı karşıya kaldı. Ve diğer birçok hükümet gibi, daha yüksek işsizlik ve daha az cömert sosyal yardımlar pahasına enflasyonu ezmeye başladılar, işçilerin yaşam kalitelerini, pazarlık güçlerini ve riskli toplu eyleme katılma isteklerini baltaladılar[19]. Ancak Meidner planı krizden farklı bir çıkış yolunu işaret etti – ekonomik demokrasiyi genişletmek.

     1960’ların sonlarında ve 70’lerde, giderek daha da radikalleşen bir işgücü, Meidner planının arkasındaki itici gücün bir parçası olan, kapitalistlerin işyeri üzerindeki neredeyse tam kontrollerinden giderek daha fazla bıkmıştı. Korpi, planın ilk formülasyonlarının önerdiği iş yeri üzerinde kolektif mülkiyet ve demokratik kontrol sunularak, işçileri ücret taleplerini sınırlamaya ve böylece enflasyonla mücadele ederken daha fazla yatırımı kolaylaştırmaya teşvik edilebileceğini düşünüyordu.

     Ne yazık ki, Sosyal Demokratlar, ekonomik demokrasiye giden bir yol olarak ücretlilerin fonları için etkin bir şekilde mücadele etmediler. SAP siyasi hegemonyasını kaybetti ve yeniden iktidara geldiklerinde bile İsveç’in ekonomik sorunlarına neoliberal çözümler getirdiler.

Bugün Sol İçin Dersler

     İlericiler ve sosyalistler, ABD’de görmek istediğimiz türden politikalar için genellikle İsveç’e ve diğer güçlü Avrupa sosyal demokrasilerine bir mihenk taşı olarak bakarlar. Ve bakmalıdırlar da: İsveç sosyal demokrasisinin politik başarıları, bugün burada ve diğer gelişmiş ülkelerde Sol için kısa veya orta vadeli hedefler için modeller sağlar.

     Ancak İsveç sosyal demokrasisinin yaptıklarını nasıl başardığına da bakmalıyız. Korpi’nin dediği gibi:

“İsveç işçi hareketinin siyasi ve sendika gücünün “sırrı” muhtemelen Sosyal Demokrat Partinin büyük ölçüde işçi sınıfının temel çıkarlarını zorlayan bir sınıf partisi olarak kalması ve böylece güçlü bir sendika hareketi ile iyi bir işbirliğini sürdürebilmesidir.”

     Tabii ki, Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman [tam anlamıyla] bir işçi partisine[20] sahip olmadı. Ve işçi hareketi, bazı cesaret verici işaretlere rağmen zayıf bir halde. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik ve siyasi koşulları, yirminci yüzyılın ortalarındaki İsveç’ten birçok yönden farklı; bu, güçlü bir işçi hareketi ve siyasi parti kurmanın yolunun burada ve şimdi İsveç örneğinde olduğundan çok farklı görüneceği anlamına gelir. Ancak böyle bir kombinasyon, güçlü bir refah devletini inşa etmek için çok önemlidir.

     Korpi’nin İsveç araştırması da bize siyasetin ve politikanın önemli olduğunu hatırlatıyor: bir partinin tercihleri, işçi hareketini ve sosyal demokrat politikalar için seçim desteğini inşa etmeye ve birleştirmeye yardımcı olabilir veya onları baltalayabilir. Uzun bir süre SAP ve LO işçi dayanışmasını artırmayı, sendikaları büyütmeyi ve yeniden dağıtım için halk desteğini sürdürmeyi başardı. Ancak 70’lerin ekonomik sorunlarına yeterli bir yanıt veremeyerek tökezlediler.

     Nihayetinde, Korpi ve İsveç sosyal demokrasisindeki sol güçlerin o sırada savunduğu gibi, sosyalistlerin kapitalizmin kötü niteliklerini hafifletmenin ötesine geçmeleri ve ekonomik demokrasi için mücadele etmeleri gerekiyor.

Orijinal metin linki: https://jacobin.com/2022/01/class-struggle-swedish-welfare-state-social-democracy


[1] https://www.routledge.com/The-Democratic-Class-Struggle/Korpi/p/book/9781138338487

[2] https://www.jacobinmag.com/2017/08/democratic-socialism-judis-new-republic-social-democracy-capitalism

[3] https://jacobinmag.com/2019/05/working-class-structure-oppression-capitalist-identity

[4] https://www.jacobinmag.com/2021/10/class-politics-democrats-gop-materialism-david-shor-eric-levitz

[5] https://www.bls.gov/news.release/empsit.t01.htm

[6] https://data.bls.gov/timeseries/WSU001

[7] https://www.jacobinmag.com/2019/08/sweden-1970s-democratic-socialism-olof-palme-lo

[8] https://www.jacobinmag.com/2019/08/sweden-1970s-democratic-socialism-olof-palme-lo

[9] https://jacobinmag.com/2019/06/we-once-had-the-answers

[10] https://jacobinmag.com/2018/05/political-aspects-of-full-employment-kalecki-job-guarantee

[11] https://ideas.repec.org/p/hhs/sunrpe/2008_0008.html

[12] https://www.jacobinmag.com/2019/08/sweden-1970s-democratic-socialism-olof-palme-lo

[13] https://newleftreview.org/issues/i165/articles/jonas-pontusson-radicalization-and-retreat-in-swedish-social-democracy

[14] https://newleftreview.org/issues/i165/articles/jonas-pontusson-radicalization-and-retreat-in-swedish-social-democracy

[15] https://www.economist.com/united-states/2019/06/15/the-winner-no-longer-takes-it-all

[16] https://socialistregister.com/index.php/srv/article/view/5630/2528

[17] https://www.jacobinmag.com/2018/01/social-democracy-socialism-ralph-miliband

[18] https://www.jacobinmag.com/2021/11/inflation-solutions-neoliberalism-biden-manchin-volcker-shock-economy

[19] https://www.jacobinmag.com/2012/10/working-for-the-weekend-2

[20] https://www.jacobinmag.com/2016/11/labor-third-party-us-canada-ccf-ndp-democrats-unions/

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu