Açıklamalar

İVME Hareketi Başkanlık Rejimi Toplantısı Sonuç Bildirisi

İVME Hareketi Başkanlık Rejimi Toplantısı Sonuç Bildirisi

Seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere 22 Temmuz 2018, Pazar günü İstanbul MMO‘da bir toplantı gerçekleştirdik. “İVME toplantısı” adı verdiğimiz toplantıda Türkiye’nin yeni yönetim sistemi, yeni sistemde muhalefetin yolları ve bir araya gelmenin ilkeleri başlıkları altında değerlendirmeler yapıldı.

Sistem Değişikliği ve Yeni Yönetim Sistemi

16 Nisan 2017 anayasa referandumunun meşruiyeti henüz tartışmalı iken 24 Haziran’da Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi.

Yapılan seçim sonucunda CHP’de tartışmalar seçim güvenliğine odaklandı. Oysaki OHAL koşullarında seçim yapılmasının, propaganda özgürlüğü ve eşit kampanya yapma olanaklarının olmaması, kamu ve özel sektörün KHK ‘larla şekillendirilmesi, yurttaşların fişlenmesi gerçeği seçim güvenliği tartışmalarının gerisinde kaldı. Daha sandık kurulmadan, seçim kararı alınmadan yaratılan ortam ve koşullar, seçimin sonucunu çok önceden manüpüle etmiştir. Bu faşist ortamda yapılan seçimlerin 1936 Almanya seçimlerinden farkı bulunmamaktadır.

“Atı alan Üskidar’ı geçti”, “AKP kaybetti, CHP kazandı” açıklamaları dışında seçim sonuçlarına itiraz edilmemesi, sağlıklı seçim verilerinin elde edilememesi, mevcut verilerle muhalif tutumun belirlenememesi rejim değişikliğini seçim güvenliği tartışmalarının gölgesinde meşru hale getirmiştir.

Yeni dönemde iktidar alternatifi olmak, muhalefet yapmak için öncelikle yeni yönetim sisteminin yeni rejimin analiz edilmesi gerekiyor.

Yeni sistemde meclis, anayasa mahkemesi yasa yapan denetleyen kurumlar hala var olmakla birlikte içi boşaltılmış ve işlevsiz hale getirilmiştir.

Faşizm ülkede demokrasi varmış gibi yaparak yurttaşları demokratik bir sistem simülasyonu içinde yaşatmaktadır.

Artık yürütme seçilmiş milletvekilleri aracılığılı ile değil atanmış profesyonel yöneticiler, şirket sahipleri aracılığı ile yönetilecektir. Bu sistem “Patron Cumhurbaşkanı” modelidir, bakanlarsa Cumhurbaşkanının direktiflerini kılıfına uydurmak üzere atanmış personelleri olacaktır!

Devlet ve halk kavramı bu sistem ile AKP ajanda ve tehdit algılarına göre yeniden tanımlanacak ve güncellenecek, her tehdit görülen yapı karşısında devletin tanımı değişecek ve halk buna göre konumlanacak, böylece anayasal toplumsal sözleşme ortadan kaldırılmış olacaktır.

Bu ortamda mecliste mücadele imkanı ortadan kaldırılmıştır.

Bu totaliterleşme süreci dünyada yaşanmakta olan ticaret ve gümrük savaşları, üçüncü paylaşım savaşı söylentileri ve otoriter yönetimlerin yaygınlaşması sürecinden, kapitalizmin krizinden bağımsız olarak değerlendirilemez.

Aynı zamanda yeni sistemin nüvelerinin siyasi tarihimizde 12 Eylül’de doğrudan bağlantılıdır. Patron cumhurbaşkanlığı, 12 eylül faşizminin ürünüdür. Bu süreç yıllarca süren hak kayıpları ile  anayasa değişikliği, torba yasalarla, KHK’larla dönüştürülüp yıllar içerisinde tamamlanmış bir rejim değişikliğidir. Toplum zamanla kültürel olarak tek adamcılığa alıştırılmıştır.

50+1

Artık iktidar olmak için %50’nin üzerinde oy alınmalıdır.

Yeni sistemin yönelimi laik/üniter/demokratik cumhuriyetten, teokratik/üniter/totoliter devlet yapısına doğrudur. Bu yönelim Rusya modeline benzetilebilir.

Bu sistem seçim fetişistidir. Seçmenin yalnızca beş yılda tüm yetkiyi Cumhurbaşkanı’na devretmesi ile meşrulaşacak ilkel bir sistemdir.

Paydaşlık, yurttaşlık kavramları belirsizleşmiş, tüm ötekiler dışlanmış, güç tekelleşmiştir. Bu sistem parlamanter sistemin paydaşları olan muhalefet partileri, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörü tüm süreçlerin dışında bırakmıştır.

Çoğulcu değil çoğunlukçudur. Tüm sorumluluk cumhurbaşkanına aittir.

“Yalana, talana, dolana karşı demokrasi ittifakı“

Tek adam patron-cumhurbaşkanı başarısız politikaların tek sorumlusu olacaktır. Gerçek sorumlunun ifşası muhalefetin ajandasını oluşturmalıdır.  

KHK’lar yeni sistemde cumhurbaşkanı kararnamasi olarak devam edecektir.  Daha önce çıkartılan KHK’ların 3 ay içinde meclisten getirilmesi gerekiyordu. Bu durum sistemin açığı olabilir. Muhalefet bunun takipçisi olmalıdır.

İktidarda olmadan elde edilen kazanımlar ve proaktif mücadeleler, iktidarı köşeye sıkıştıracak eylemler süreklilik içinde devam ettirilmeli, başarı hikayeleri yazılmalıdır. İyi parti ve SP ile yapılan ittifak benzeri kapsayıcı ve seçmeni heyecanlandıran aksiyonlar devam ettirilmeli, sağ ve solda ittifakların yolları aranmalıdır.

Yerel seçimler, sol siyasetin yerellerde halkla buluşacağı alan olarak kısa vadede bir fırsat olarak görülmelidir. Önümüzdeki yerel seçimler muhalefet için kaldıraç olabilir.

Erdoğan’ın belediye başkanlarını görevden aldığı, metal yorgunluğu saptamasını ilan ettiği bir dönemde belediye seçimleri kritiktir.

Yerel seçimlerde ittifak söz konusu olabilecek tüm belediyeler değerlendirilmeli, bir yerel yönetim sistemi ilkeleri ortaya konarak bağımsız adaylar gösterilmelidir.

Yalana, talana, dolana karşı demokrasi ittifakı oluşturulmalıdır!

“Toplumda Güvenilirlik Arttırılmalı”

Hep bizden alınanlara karşı çıktık. Tembel, muhafazakar ve statükocu siyaset yaptık. Alternatif olarak ne vaadettiğimize odaklanmadık. Öncelikli olarak özeleştirimizi vermeliyiz.

%50+1 ‘e ulaşmanın kriter haline geldiği bu süreçte toplum nezdinde partinin tutarlılığı ve güvenilirliği arttırmalıdır. Özellikle taşeron politikası ile çelişen mevcut uygulamalar bir an önce parti belediyelerinde acilen sonlandırılmalıdır.

Belediyelerin bütçeleri denetlenmeli ve şeffaflık içinde ilan edilmelidir.

Parti kadın ve gençlere güvenmelidir. Gençleşme, değişim ve siyasi kadroların üretilmesi için ittifakın mümkün olmadığı tüm yerellerde hem başkan adayları, hem meclis adayları için genç adaylar gösterilmelidir. Partide var olan kadın ve gençlik kotaları adaylıklar için de uygulanmalı.

Hem bakanlar hem de yerel yönetimler için komisyonlar aracılığı ile siyasi kadroların örgütlenmeli, gölge yönetimler acilen oluşturulmalıdır.

Bir Araya Gelmenin İlkeleri

Türkiye AKP’den ibaret değildir! Seçim sonuçlarına göre toplumun %49’ı yeni rejimi reddetmekte, farklı bir sistem talep etmektedir. Bu düzenle birlikte eski düzenden kalan 12 Eylül’ün mirası çarpık, antidemokratik parlamenter sistemi de reddediyoruz. Çoğulcu, katılımcı parlamenter sistemi, gerçek demokrasiyi programımızda ön sıraya yerleştiriyoruz.

Parti içi, kişiler üzerinden yapılan sığ hizipleşmeler insanlarda biraraya gelmenin yaftalanmaya yol açacağı endişesini arttırıyor ve üyeleri parti içinde yalnızlaştırıyor. Partililerin tarihsel misyon çerçevesinde ilkeler etrafında birbiri ile ittifakı kurgulamalıyız.

Homojen bir CHP, homojen bir muhalefet yok. Birlikte yürümek için ilkelerimizi tartışmalıyız. İktidar sürecinin önündeki tüm engelleri kaldırmak için biz kimiz sorusunu sorarak kendimizi yeniden tanımlamalıyız.

Teknolojinin getirdiği iletişim kanallarının tamamı, iletişim platformlarını etkin biçimde kullanmalı biraraya gelmenin yollarını arttırmalıyız.

Demokrasi için mücadele eden herkesi, teksesliliğin olmadığını, canlı ve enerjik tutmak gereklidir. Toplumu ne kadar canlı tutarsak toplumdan o kadar beslenebiliriz. Bunun için bir milyon yeni üye yapılması için mevcut şartlar ve kampanyaları değerlendirmeliyiz.  Siyasete katılımı arttırılmalı, üyelerin parti yönetiminde daha etkin ve demokratik katılımı sağlanması için parti tüzüğünü “ama”sız “veya”sız tam demokratik hale getirmeliyiz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu