DünyaEmek, Dijitalleşme ve GelecekToplum ve SiyasetToplumsal Adalet

Çocuk İşçiler: Sadece Tarımda mı? – Zeynep Saçar

Çocuk işçiliğinin çocuk hakları ihlali olduğu ve gittikçe yaygınlaştığı konusunda artık birçoğumuz hemfikiriz. Öte yandan çocuk işçiliği konuşulurken gözümüzde beliren bir imge var ki meseleyi kırsala indirgiyor, günlük hayatımızdan uzaklaştırıyor. Çoğumuzun bu kavramı duyduğunda zihninde canlanan “mevsimlik tarım işçisi çocuklar” fotoğraflarından bahsediyorum. Evet, tarımda çocuk işçiliği hâlâ çocuk işçilerin sektörel dağılımda büyük bir yere sahip. Çocuk işçilerin yüzde 30,8’i tarım sektöründe çalışıyor, dolayısıyla bu büyük bir sorun ve zihnimizde beliren bu resim şaşırtıcı değil. [1]Ancak çocuk işçiler düşündüğümüzden daha fazla “şehir hayatının” içinde, öyle ki giydiğimiz gömlekle içtiğimiz kahvede bile çocuk emeği var.

Çalışan çocukların yüzde 45,5’i hizmet sektöründe yer alıyor.  Kayıt dışı çalışan çocukları da düşünerek bu oranın daha fazla olduğunu akılda tutmamızda fayda var. Bugün kuaföre gittiğimizde yerleri silen, kuaföre “asistanlık” yapan çocuklar görmek birçoğumuz için olağan. Bu çocukların büyük bir kısmı elbette kayıt dışı ve uzun saatler çalışıyor. Aklımıza gelebilecek her işe koşturulduklarına da çoğumuz şahit olmuşuzdur. Bu durum sadece kuaförlerle sınırlı değil. Bir kafeye oturup çay içtiğimizde bize çay servis eden kişinin bir çocuk olduğunun farkına bile varmıyoruz bazı zamanlar. 14 yaşından tutun da 17 yaşına kadar nice çocuk garsonluk, komilik ve tezgahtarlık yapıyor. Asgari ücretin altında ve güvencesiz çalıştıklarını tahmin ediyorsunuzdur.[2] Çocuk işçileri “çalışan” olarak görmeye öyle alışmışız ki onların önce çocuk olduklarını fark edemiyoruz. Öyle ki “çocuklukları” görünmez oluyor bizim için.

Çocuk emeğinin sömürüldüğü bir başka tanıdık alan da sanayi. Sanayide çocukların fiziksel gelişimlerini engelleyen tehlikeli faktörler var. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de çocuklar kayıt dışı ve güvencesiz çalışıyorlar. Bu çocuklar günde 11/12 saat ağır makinelerin arasında canlarını riske atıyorlar. Sanayide çalışan çocuklar pres makinesinde ezilme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Öyle ki 2013 yılında 13 yaşındaki sanayi işçisi çocuk Ahmet Yıldız pres makinesine sıkışıp vefat etmişti.[3] Fiziksel tehlikelerin dışında sanayide işe başlayan çocuğun daha sonra eğitimine geri dönmesi zorlaşıyor, sanayi çocuktan devamlılık istiyor. Bunun yanında çocuk emeğinin sık sık sömürüldüğü başka yer de tekstil atölyeleri. Al Jazeera Turk’ün haberine göre 15/16 yaşında çocuklar okulu bırakıp tekstil atölyelerine çalışmaya gidiyor. Günde 11 saat ortalığı süpürüyor, ütü yapıyor, elbiseleri kesiyor…[4] Bu çocuklar eğitimini göz ardı etmiş durumda. Tekstil atölyelerindeki sömürü gözümüzün önünde gerçekleşmiyor belki ama giydiklerimizde çocuk emeğini kullandığımızı unutmamak gerekiyor.

Suriyelilerde Durum Nasıl?

Ülkemize sığınan Suriyeliler büyük bir yoklukla mücadele ediyor. Yaşamlarını sürdürebilmek için erken yaşta birçok farklı işte çalışıyorlar. Kuaförde, pazarda ve yine tekstil atölyelerinde Suriyeli çocukları görmemiz olası. [5] Bazı pastane ve kafeler onları “ucuz iş gücü” olarak gördüklerinden Suriyeli çocuk işçi çalıştırıyor. Günde 10/12 saat çalışan Suriyeli çocukların asgari ücretin ancak yarısına tekabül edecek ücretler aldığını söylersek abartmış olmayız. İşveren her fırsatı değerlendirip bu çocukları bütün getir götür işlerinde kullanıyor. Bazı çocukların anne-babaları savaşta çeşitli uzuvlarını kaybettiğinden çalışamıyor. Haliyle çocuklar aileyi geçindirmek zorunda kalıyorlar. Erken yaşta ev geçindirmek zorunda bırakılan çocuklar ayakkabı atölyelerinde çalışmak durumunda kalıyor.[6] Ayakkabı atölyelerine yönlendirilmelerinin sebebi bir meslek sahibi olmalarının istenmesi, gelecekte bu meslekte ustalaşabilmeleri için çocuklukta bali kokusuna alışmaları gerekiyor. Okulu bırakmak zorunda kaldıkları için meslek sahibi olmak konusunda pek fazla alternatifleri yok. Bu çocuklar eğitimlerine devam etmek istiyor, okuldayken çocuk olduklarını hissedebiliyorlar. Maalesef işlerinin yoğunluğu ve ekonomik durumları sebebiyle bu çok zor. 

Çocuk İşçiliği Yasal mı?

Çocuk işçiliği her şeyden önce bir çocuk hakları ihlali, Türkiye de Bm Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin imzacılarından birisi. Dolayısıyla Türkiye çocuğun gelişimine zarar verebilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her türlü önlemi almak durumunda. “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz; küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar, ücretli hafta sonu ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir” ifadeleri Anayasa’nın 50. Maddesinde yer alıyor. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. Maddesine göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalışması yasal değil. Fakat 14 yaşını doldurmuş ve zorunlu ilköğretimi tamamlamış çocukların gelişimlerine ve devam ediyorlarsa eğitimlerine engel olmayacak şartlarda çalışması yasal.[7] Bianet’in haberine göre İller İdaresi Müdür Yardımcısı Kemalettin Sakin, “Mevzuat açısından aslında bizim ülke olarak herhangi bir eksikliğimiz yok. Sadece belki denetimde, uygulamada, tespit çalışmalarında eksikliğimiz var.” diyor.[8] Ayrıca Türkiye 2023’e kadar Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı çevresinde çalışmalar yürütecek.

Biz Ne Yapmalıyız?

Çocuk işçiliği her şeyden önce bir sistem sorunu, fakat ben bireysel olarak yapabileceklerimize değinmek istiyorum. Hayatımızın her alanında prensip olarak çocuk haklarının savunucusu olup çocuğun sömürülmesinin karşısında durmamız çocuk işçiliğiyle mücadelede önemli. Çocuk işçiliği tarlalarda ya da uzak köylerde sıkışmış değil, hayatımızın tam içinde. Bize çay/kahve getiren garsonun garson kimliğinden önce çocuk kimliğini görmek, oturacağımız ya da alışveriş yapacağımız yerleri seçerken ilkeli duruşumuzu korumak bir şeyleri değiştirebilir. Ben dahil birçok insan Tavşan Ralph’in videosunu izledikten sonra ilkeli bir duruş sergileyip üretiminde hayvan deneylerine yer veren ürünleri kullanmayı reddetti. Hayvan deneylerine karşı gösterdiğimiz bu tepkiyi çocuk işçiliğine karşı göstermemiz mümkün. Giydiğimiz gömleğin üretiminde çocuk emeğinin olup olmadığını, masamıza gelen tabağı bir çocuğun yıkayıp yıkamadığını sorgulamak belki de bu mücadelenin bireysel olarak ilk adımı. Sorgulamaya başladıktan sonra gittiğimiz mekanlarda içtiklerimizi aynı rahatlıkla içebileceğimizi düşünmüyorum. Aynı zamanda bildirim mekanizmalarının farkında olursak mücadelemizi bir nebze daha sağlamlaştırabiliriz. Kemalettin Sakin, Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı kapsamında vatandaşların polis imdat, jandarma imdat acil yardım hatlarına, ayrıca Yabancılar İletişim Merkezi, 170 ve 183 sosyal destek hatları ile Milli Eğitim Bakanlığına ihbarda bulunabileceğini söylüyor.[9] Çıkarılan yasaları takip etmek ve eksiklikler konusunda talepkâr olmak yasa koyucuların da farkındalığını artıracaktır. İnsanları çocuk işçiliği konusunda bilinçlendirmek ve tepki göstermeye çağırmak elbette atacağımız en önemli adımlardan biri olacaktır.

Zeynep Saçar – Boğaziçi Üniversitesi Öğrencisi


[1] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Child-Labour-Force-Survey-2019-33807

[2] https://www.evrensel.net/haber/338720/cocuk-isciler-hayal-bile-kuramiyor

[3] https://t24.com.tr/haber/basini-pres-makinasina-sikistiran-13-yasindaki-cocuk-isci-kurtarilamadi,225809

[4] https://www.youtube.com/watch?v=bkGtkaZB-C4

[5] https://www.youtube.com/watch?v=Clj9yMHToMk

[6] https://www.youtube.com/watch?v=UApXRX49f2Y

[7] DİSK. (2017). “Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak”.

[8] https://m.bianet.org/bianet/toplum/240003-cocuk-isciligi-mevzuat-degil-denetim-eksik

[9] https://m.bianet.org/bianet/toplum/240003-cocuk-isciligi-mevzuat-degil-denetim-eksik

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu