Demokrasi ve SolGündemİVME BlogToplumsal AdaletYaşam Tarzı

Yusuf Yerkel Kimden Özür Dilesin? – Anıl Kemal Aktaş

Haziran 08, 2020

Yusuf Yerkel’in mektubuna karşılık Alican Uludağ’ın verdiği cevabı takip eden reaksiyonlar üzerine bu yazıyı yazarken, SOMA katliamının yaşandığı günlere, öncesine ve sonrasına doğru zihinsel bir seyahat gerçekleştirdim. Mektubunu okuyunca anlaşıldığı gibi Yusuf Yerkel aslında kendi yaşıtlarını, ülkenin diğer vatandaşlarını anlamaktan uzak. Şikâyet ettiği noktalara baktığım zaman, geçen süreçte yaşadığı içsel tartışmaların aslında başkalarına yaşatmış olabileceği ihtimallerden ötürü değil ama yine kendisine, kendi sevdiklerine yönelik bir itibar mücadelesi ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

İhtimaller… İhtimaller…

Yusuf Bey,

SOMA günleri zor zamanlardı hakikaten. Ben o zaman Essex’de yüksek lisans öğrencisiydim. 17-25 Aralık süreci, Ankara’daki seçim gecesi ve sonrasında yaşatılanlar derken SOMA’dan gelen acı haberlerin odağı birden sizin ve Erdoğan’ın vatandaşla kurduğu diyalog şekli oldu. Burada Erdoğan üzerine bir şeyler yazabilecek değilim. Yazamam, siz de biliyorsunuz sebebini.

Peki, sizin tekmenizi neden bu kadar önemsiyoruz? Neden bu kadar önemliydi yüzünüzün o gün aldığı o hiddet hali? Yusuf Yerkel, siz hala farkında değilsiniz ama yaşıtlarınız, bizler, sizin gibi belki çok yetenekli, zeki veya belki de hiç hak etmediği yerlere güle oynaya gelen birçok gencin sahip olabileceği karanlık güçten ürküyorduk. Hiç inkâr etmeyin. Böyle bir nesil vardı ve hala var ve siz onun somutlaşmış hali oldunuz birden bire. Evet, birden bire ama hiç yoktan değil. Tekmeyi attıktan sonra sizi daha yakından tanımak istedim. Öncelikle şaşırdığım şey yine Ankara’da okuduğum okul sayesinde tanıyor olduğum bazı ‘akl-ı selim’ ve ‘kalb-i selim’ AKP yöneticisi arkadaşlarımın size olan öykünme haliydi.

Yani aslında büyüklerinizin, kocaman olmuş parti-devletinizin milyonları ürküttüğü yetmiyordu. Bir de üstüne üstlük birlikte ders çalıştığımız, projeler yaptığımız arkadaşlarımızın sizin bu halinizle gurur duyuyor olması bizi dehşete düşürüyordu. Yani neden bu kadar abartıyorsunuz diyecek olursanız eğer, insan hep bir duyumsama, belki de çok cefalar çekmeden yanlış gördüğüne dair bir iyileştirici hamlenin karşılıklı oturduğu kişiden gelebileceğini bekliyor. Vicdan aradığımız günlerde bizlerin var oluşu ile ayakta duran devlet olgusunu arkasına almış yaşıtlarımız herkese gözdağı veriyordu. Sizin tekmenizle veriliyordu bu gözdağı. Yerde yatan ve güvenlik güçlerince etkisizleştirilmiş bir emekçiye attığı tekmeden dolayı rapor alıp, bırakın topluma dair rahatlatıcı bir mesaj vermeyi üstüne aldığı ‘güvenceler’ ile afişe edilen Yusuf Yerkel imajının bizlere ne anlattığını hiç düşündünüz mü? Kendi içselliğinizden başka kimseden özür dilemeniz gerektiğini düşünmüyor gibisiniz. Onu anladık gibi ama size kötü bir haberim var… Siz, takipçileriniz ve destekçileriniz, bu ülkede milyonlarca insanın geleceklerine dair var olan korkularının katlanmasının sebebisiniz.

Beklentiler?

Sizi o dönemde biraz araştırdığımda, SOAS (Londra) gibi kabulleri ters-yüz ederek düşünceyi özgürleştirmeyi amaçlama iddiasında bir okuldan çıkmış bir profiliniz olduğunu görmüştüm. Sonuçta o zamanlar İslamcı – Milliyetçi elitin böylesine kör olduğunu düşünmüyordum. Bizlere büyük korkuları, acıları ve geri döndürülemez tecrübeleri yaşatan üst jenerasyonlarınızdan farklı olarak başka yaklaşımlar sergileyebileceğinizi umduk. Umduk ama ne bulduk?

Bulduğumuz şey son raddede sizlerin ülkeye yaşatılan en korkunç acılara sessiz kaldığınız gerçekliği oldu. Yusuf Yerkel olarak siz illa olayın sıcaklığı ile hemen o gün değil ama en azından bir süre sonra; yaslandığınız, palazlandırılan kamusal gücünüzden sıyrılmayı göze alıp, aslında sizin attığınız tekmenin milyonlar üzerinde güvencesizlik, felaket senaryoları ve umutsuzluk yarattığını bilerek, en azından bu kaygılara merhem olmak amacı ile samimi bir toplumsal nitelikli özür dileyip ve ardından görevlerinizden istifa etmeyi düşünebilirdiniz. Size çok garip gelecek belki ama bugün Sevda Noyan’ın sözlerinin yarattığı dehşetin katsayısında sizin de katkınız var. Attığınız tekme bu katsayıyı çoğaltmak zorunda değildi ama sonrasında yaptıklarınız (evet yapmayarak veya önünüze konanı geri çevirmeyerek de bir şeyler yapmış olabiliyorsunuz) ile toplumsal travmanın adı oldunuz. Üzgünüm ama önce sizden başka herkes adına üzgünüm. En son sıra size gelirse elbet size de üzülürüm. Yusuf Yerkel denilince aklımıza en iyi okullarda okutulan, genç yaşında kamu görevi tecrübesi edinmiş insanların bir gün sokakta bir şeylere itiraz eden ‘çıplakları’ linç etmek üzere en önde koşabileceği gerçeği geliyor. Herkes sizin kadar tekme ve yumruklarını iyi kullanmayı bilmiyor olabilir Yusuf Bey. Eğer içlerine bir endişe soktuysanız bundan ötürü onları suçlayamazsınız.

Aileniz için sarf edilenlere gelince bu söylenenlere katılmak mümkün değil. Burada ailenizin sizin yaptığınız kötülüklere dair bir ortaklaşması yok. Belki yine şaşıracaksınız ama sizin yaptığınızın tersine asla tehdit edildiğiniz şekilde ‘Yusuf Yerkelce’ cezalandırılmanızı da doğru bulmuyorum. Ve eminim benim gibi milyonlarca insan da doğru bulmuyor. Ama bu tavrın özü, sizin yine üstten bir tavırla kendinizi savunurken, kendinizi başkalarından ayırmak üzere tarif ettiğiniz şekilde aile sahibi olmak ‘kıdeminden’ bağımsız bir gerçekliğe sahip. ‘Yusuf Yerkelce’ cezalandırılmanız, bu ülkenin 5-10 yıl sonra yine aynı acıları yaşayacağını gösterir. Böyle bir cezalandırmayı tercih etmek insan olma halimize ihanet edeceğimiz bir tembellik ve vahşilik olur. Biliyorsunuz ki siz bu tekmeden sonra maddi yaşamda tekmelediğiniz insan kadar bunalımlarla karşılaşmadınız. Twitter’da yazdığınız üstten tavırlı mektup için bile biraz konforlu bir yaşam gerekiyor. Bunu birbirimize itiraf edelim bence. Günde 18 saat çalışan ve hiper sömürüye maruz kalanlardan değilken yaptığınız Kafka göndermesi aslında bumerang gibi yine size dönüyor aman dikkat edin.

Nedir benden istediğiniz derseniz eğer…

İstediğimiz sadece sizden değil. İstediğimiz hepimizden ve aslında kendimizden. Hangi mahalleden olursa olsun sizin o günlerde çok kuvvetli şekilde bugünlerde ise seyrelmiş şekilde sahip olduğunuz ‘gücün kibri’ ile hırçınlaşan insanlarımız var. Hiçbir hıncın başkasına zarar vermesine izin vermeyeceğiz. Kendini bugün muhalif olarak tanımlayıp sizden farksız davranan binlercesine sesleniyorum: Sizin aptallığınızın suçunu başkaları da çekmek zorunda değil. Hiç birimiz biricik değiliz. Başkalarına cehennem etmek istediğiniz yaşamlar kısa veya uzun vadede hepimize başka bir cehennem olarak dönüyor. Kimse bir ideal yaşam da vaat etmiyor ama en azından çabaladıklarımız biraz olsun adaleti sağlıyor. Önünüzde yaşananlara biraz olsun güç ile kutsanmak için sessiz kaldıkça kurduğunuz şey yeni bir cehennem oluyor.

Tutuklananlar, hayatını kaybedenler ve birilerinin yarattığı cehenneme tıkılanların anısına…

Anıl Kemal Aktaş

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu