1 MayısGündem

İVME Hareketi İşçi Sınıfının Milletvekili Adayları ile Konuşuyor – I – Anıl Denizci (TİP)

“Gelecek dönem ilk defa meclisteki patronların karşısına bir işçi olarak dikilecek bu güne kadarki tüm emek düşmanı, politikaların hesabını tek tek soracağım.”

Türkiye Büyük Millet Meclisine uzun yıllardır vekil olarak seçilen kişilerin sınıfsal konumları itibarıyla emekçilerden çok varsıl sınıf içerisinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’de sosyalist partiler bu durumu tersine çevirmek adına uzun yıllardır hem iktidarları değiştirmek için mücadele ediyor hem de vekil adaylarını toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilerden oluşturuyor. 14 Mayıs’taki tarihsel yükümlülüklere sahip seçimi öncesinde İVME Hareketi olarak, Türkiye’de sosyalist partilerden milletvekili adayı olan emekçilerin görüşlerine yer verip emeğin temsiline katkı sunmak istedik. Bu kapsamda Türkiye İşçi Partisi milletvekili adayı Anıl Denizci’yle yaptığımız röportajı okuyucularımıza sunuyoruz.

İVME Hareketi: Türkiye tarihi bir dönüm noktasından geçerken sosyalistlere büyük görev düşüyor. Bir sosyalist milletvekili olarak kısaca kendinizden, işinizden ve partinizin seçim sürecinden bahseder misiniz?

Anıl Denizci: 1981, İstanbul doğumluyum. Bahçelievler Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü mezunuyum. 1997 yılından beri işçi olarak çeşitli iş yerlerinde çalıştıktan sonra 17 yıl kesintisiz İBB İGDAŞ’ta teknisyen olarak çalıştım. İstanbul’un doğalgaz altyapısında ana taşıyıcı hatların bakımı, tamiri ve işletmesinde görev aldım. Biri 15 diğeri 9 yaşında olmak üzere 2 erkek çocuk sahibiyim. İlk gençlik yıllarımdan beri emekten yana olduğum ve alın terinin hakkını savunduğum için örgütlü mücadele içerisinde yer alıyorum. 26 yıllık çalışma hayatımı vekil adayı olduktan sonra İBB yönetiminin baskısı sonucunda sonlandırmak zorunda kaldım. Şu anda bir fiil önümüzdeki seçimlerde Türkiye İşçi Partisi’nin hak ettiği yere gelmesi ve hedeflediği oyu alabilmesi için seçim çalışmalarında milletvekili adayı olarak rol alıyorum.

İVME Hareketi: Vekillik sürecine nasıl karar verdiniz? Bu süreçte ne gibi zorluklar yaşadınız, nasıl ilerlediniz?

Anıl Denizci: Bildiğiniz gibi Türkiye İşçi Partisi kurulduğu günden bu yana sınıf mücadelesini büyütmek için tüm alanlarda elinden gelen çabayı sarf ediyor. Bu sebeple seçime girme kararının hemen arkasından işçi adaylarıyla, adalet mücadelesi verenlerle, toplumsal mücadelenin tüm bileşenleriyle bu yolu yürüyeceğini söylemişti. Ben de bu işçi adaylarından sadece birisiyim. Uzun süredir içinde bulunduğum sınıf mücadelesinin sesini daha fazla yükseltmek, iş yerlerinden meclise taşımak için bu sorumluluğu kabul ettim. Milletvekili adaylığı benim için sadece işçilerin sesini meclise taşımak için bir görevdir. Gelecek dönem ilk defa meclisteki patronların karşısına bir işçi olarak dikilecek bu güne kadarki tüm emek düşmanı, politikaların hesabını tek tek soracağım.

Bir işçi olarak meclise daha girmeden zorluklarını yaşamaya başladım, adaylığımız söz konusu olduğu andan itibaren 17 yıldır çalıştığım işimden istifa ettirilmeye zorlandım. Aday olmamın önünde işyerini ilgilendiren herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen bunu dert edinip üzerime baskı kurmaya çalıştılar. Mecliste bir işçi olması düşüncesi dahi bir çok işverenin kabusu olmaya başladı, ilerleyen süreçte istifa etmediğimi görünce işten atıldım.

İVME Hareketi: Emeğin milli gelir içerisindeki payının son iki yılda yüzde 32’den yüzde 23’e düştüğü, İSİG Meclisi tarafından tutulan iş cinayetleri raporuna göre 2022 yılında 1843, sadece 2023 yılı ilk üç ayında 463 işçinin iş cinayetinde yaşamını yitirdiği, grev ve sendikalaşma hakkının sürekli engellediği ve emekçilerin borçluluk krizi içerisine sürüklendiği bir sürece tanıklık ediyoruz. Türkiye işçi sınıfının her geçen gün yoksullaştırıldığı, denetimsizlikler yüzünden iş kazalarına sürekli karşı karşıya bırakıldığı ve ekonomik ve sosyal hakların elinden alındığı bir tabloyu emekçiler lehine nasıl çevirmeyi planlıyorsunuz?

Anıl Denizci: Bu sayılar sadece ulaşabildiğimiz iş cinayetlerini ifade ediyor. Türkiye’de kayıt altına alınmayan, maalesef ulaşamadığımız yüzlerce iş cinayeti yaşanıyor. İşçi sınıfını patronların insafına terk ettiğimizde, kâr hırsı yüzünden alınmayan önlemler her yıl binlerce işçinin ölmesine ya da sakatlanmasına neden oluyor. Yoksullaşma ise en çok işçi sınıfının ağırlığını yaşadığı ancak toplumun hemen her kesiminin altında ezildiği bir gerçeklik. Geçmişten bugüne işçi sınıfı elde ettiği kazanımlara tek bir yolla ulaşmıştı; örgütlenerek, mücadele ederek. TİP’in ana söylemi tüm halkı siyasetin bileşeni haline getirmek, karar alma süreçlerini sandıktan sandığa bir seçmen kimliğinin ötesine taşımak üzerine kurulu. Bu geriye gidişin sona ermesi için de yapmamız gereken bundan farklı değil. İşyerlerinde, fabrikalarda, atölyelerde, plazalarda örgütlenmek.

İVME Hareketi: Bu 1 Mayıs’ın diğerlerinden ayırıyor musunuz, sizce 21 yıllık iktidarın değişmesi durumunda işçi sınıfını hem 1 Mayıs bağlamında hem de sınıfsal kazanımlar olarak neler bekliyor? Mücadele nelerden örülmeli?

Anıl Denizci: Her 1 Mayıs kadar önemli bir 1 Mayıs’tayız. Elbette bu 1 Mayıs kendi özgünlüğü mevcut. Türkiye bir eşikte ve bu eşiğin işçi sınıfı açısından en kritik günü 1 Mayıs. Tavrımız halkımız ile bir. Bu saray rejiminden kurtulacak, ardından bir daha güzel ülkemizi bu duruma düşürmeyeceğiz. Peki nasıl? İşte ülkenin bir kez daha para babalarına, patronlara edilmemesi gerekiyor. İşçi sınıfı bu açıdan kritik. Çünkü işçiler kendileri için ülke kurarken toplumun tümüne de kurtuluşa taşıyacak sınıftır. Biz mücadeleyi buradan öreceğiz. Emekçilerin hiçbir kazanımının gasp edilmesine izin vermeyecek, hak ettiğimiz yaşamı sağlayacağız. Bizim çocuklarımız da patron çocukları kadar güzel. Onların da eğitim, sağlık, barınma haklarını koruyacağız.

İVME Hareketi: Son olarak seçilmeniz durumunda mecliste ilk neyi değiştirmeyi düşünüyorsunuz? Mecliste yürütmek istediğiniz ilk politikalar, girişimler neler olacak?

Anıl Denizci: İlk gün işçi arkadaşlarımla mecliste buluşmak istiyorum. Uzun süredir patronların mekanına dönüşen meclisi işçilerin mekanına dönüştürmek istiyorum. Biz şimdiye kadar fabrikalarda, sanayi önlerindeki lokantalarda, arabada satılan sandviçinin önündeki kuyrukta, mahalle kahvelerinde buluştuk. Şimdi tüm işçi arkadaşlarımı meclise davet ediyorum.

İlk yasa tasarımız ise hazır: Sendikalar yasası. Mevcut yasa bir garabet, patronlar için yazılmış. Bunu değiştireceğiz. Sınıfın sendikalaşmasının önünde bir duvar gibi duran bu yasayı ilk iş olarak değiştireceğiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu