Demokrasi ve SolGündemToplum ve SiyasetToplumsal Adalet

Gezi’den Bize Kalan – Münire Özbey

“Biten değil; devam eden bir mücadele ve tarih, gözümüzün önünde yazılıyor.”

O uğursuz günün sabahında, İvme’deki arkadaşlarla Gezi Direnişi’ne karşı açılmış bilmem kaçıncı mesnetsiz, hukuksuz davaya karşı bir dayanışma mesajı yazmaya çalıştık. Duvar yazıları arşivimizi açtık, umutlar doldurduk içimize. Anılarımızı canlandırdık; bundan dokuz sene önce güzel günlere, güneşli günlere dair inancımızı cebimize koyup, daha önce gaz yememiş gözlerimizi maviliklere doğru çevirdiğimiz o eşsiz direnişi hatırladık.

Dağılmışız dünyanın dört bir yanına; ancak hala anıyoruz ve de hala söylüyoruz: Biz Geziciyiz, sizler gidici! Hala direniyoruz ve de halen umut devşiriyoruz tüm krizlerden. Çare buluyoruz, nasıl yapıcı bir hale döndürebiliriz diye uğraşıyoruz. Biz, çünkü böyle öğrendik Mücella Yapıcı’dan, Can Atalay’dan.

Kulağımda iki şarkı çalıyor, kaç gündür. Biri diyor ki ‘Zorbalar kalmaz, gider.’ ve bana bu yazıyı yazdıran da diyor ki:

“hani şimdi biz haykırırız

Cevap:

Açılır kara kaplı bir kitap,

Zindan.

Kayış kapar kolumuzu

Kırılan kemik, kan

Hani şimdi bizim sofralarımıza haftada bir et gelir

Ve çocuklarımız işten eve, sapsarı, iskelet gelir”

Takibindeki güzel günler göreceğiz çocuklar dizesi, es ile bittiği için çok değerlidir: o es bana hatırlatır, zordur mücadele ve hiçbir zaman kolay olmamıştır.

Gezi Direnişi’nde bir umudu örgütledik, örgütsüzce yaptık bunu. Sabaha karşı yakılan çadırla insanların çığlıklarıydı beni o gün Gezi’ye koşturan ve ben, tam bir beyaz yakalıydım. Örgütsüzdüm, maalesef ki çok uzun bir zamana kadar da örgütsüz kaldım.

Örgütlü mücadeleye katılışım, tek başıma eyleme geçme arzusunun beni sadece yalnız ve korkuyla bıraktığını görmem ile oldu. Bugün, otuzbeş yaşımdayım ve diyebilirim ki ‘hayatını sakın ola ki siyasi partilerde çar çur etme evladım’ söylemi asıl hayatımı yaşamama engel olmuş. Brecht’in dediği ne kadar doğruymuş, faşizme karşı birleşmeyenler faşizmin zindanlarında bulurlarmış kendilerini. Anlatılan bireysel kurtuluş hikayesi, yalnızca birkaç ayrıcalıklı grubun yükselişini destekledi. Toplumsal muhalefet ve sokağın sesi marjinalize edildikçe bizler, her seferinde bir küçük zindana itildik; işimizden olmakla tehdit edildik ve olduk da bazen. Emeğimiz köleleştirildi, patronun tahakkümünden icazet bekler olduk.

Gezi’den bana kalan ve devam eden öğrenim şu ki, çok olan biziz ve bu mavi ya da kırmızıya indirgenmeyecek kadar çoğulcu / çok renkli bir hikaye -yaratılmayı bekliyor. Yaratacak olan, kuracak olan biziz. Gezi’de ne başardınız ki diyenlere inat; başarının tanımını da bu düzenden alıp yeniden yazacak olanlar biziz ve bu ancak örgütlü mücadele ile olacak.

Örgütlü mücadelenin yarattığı direnişin gücünü 1 Mayıs’ta alanlarda görmedik mi? İstanbul Sözleşmesi’nin esastan görüşüldüğü Danıştay mahkemesi’ndeki kadınlarda görmedik mi? Bakırköy kapıları önünde kadınların yarattığı çoşkuda görmedik mi? Mücella Yapıcı’nın içeriden bize gönderdiği selamda dahi cezaevi koşullarının mekansal olarak nasıl iyileştirilebileceğine dair bir rapora başladığı haberi, Çiğdem Mater’in içerideki göçmenlerle ilgili neler yapılabilir ile ilgili düşünmeye başlaması… Bunlar tesadüf değiller, hep daha güzelini ve insancıl olanı hayal ederek, üreterek ve yaratarak direnenlerin hikayesidir yaşanan ve gözümüzün önünde yazılıyor tarih. Şimdi onlardan cesaret alma zamanıdır, geç bile kaldık. Toprağa basmak gibidir örgütlü mücadele, tüm zorluklara ve baskılara rağmen atılan her bir sloganda, gidilen her bir eylemde hem öfke boşalır hem de acı, hem sesin duyulur hem de iyileşir insan. Devam etme cesareti, yanyana durabilme becerisi ve ileriye doğru gerçekçi bir umut kalır yüreklerde.

Tüm bu satırları yazarken İrfan Aktan, Ahmet Şık ile Artı Gerçek’te söyleşilerinin ikinci bölümünü, sol ittifak’a dair olan kısmını yayınladı. Şık’ın röportajda bahsettiği Sol İttifak vurgusu ve yanyana durabilme becerisinin “parlamentarizmin batağına batmış konformistler, liberaller” olarak yaftalanmasına dair eleştirisini önemli buluyorum. Tam da söylediği yerden bir adım ötesine giderek bahsi geçen muhalefetin içindeki tek adam rejimlerine rağmen örgütlü mücadeleye çağrıda bulunmak istiyorum. Bahsedilen “ya biz ya faşizm” ikilemine karşı politika üretmenin ve kesişmenin yolları halen mümkün ve açık; gençlerin ve bu harika direnişi kurmuş Y kuşağının cesaretini bekliyor.

Değişim, bugünden yarına olmayacak; birbirimizi kırarak ve dökerek de olmayacak. Yan yana durarak, cesaret ederek ve kanayarak, düştüğünde kalkarak, alan açarak ve alan vererek olacak. Biz Geziciyiz, onlar gidici!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu