Dış Politika ve EnternasyonalizmDünya

Irak Savaşı Batı’nın Ukrayna İkiyüzlülüğünü Ortaya Çıkardı – Çeviri: Mehmet Ozan Savaş

Andrew Murray’in Tribune Mag’de yayımlanan yazısının Türkçe çevirisidir.

Amerika ve İngiltere’nin Irak işgalinin 19. yıldönümü bugün Ukrayna’da daha büyük bir çatışmanın ortasına düşüyor. Her yıl Irak işgalinin yeniden hatırlanması farklı şekilde çerçeveleniyor.

Başlangıçta İngiliz iç siyasetinde en azından Tony Blair 2007’de Downing Street’ten ayrılana denk derin yankıya sahipti.

Sonradan İngiltere’nin Irak’ta son yüzyılda dördüncü, son otuz bir yılda üçüncü savaşına yol açan IŞİD’in yükselişi ve çöküntüsü bağlamında değerlendirildi.

Şimdilerde Ukrayna’daki durumu düşündüğümüzde yirmi birinci yüzyılın bugüne kadarki en büyük felaketi olan Irak Savaşı’nı hatırlıyoruz. BBC’den Clive Myrie’ye göre tarafların olayları kapsama kapasitesinin eşit olduğunu düşünmenin kıyasının deli saçması olduğunu iddia ediyor.

Ancak, bu ölümler açısından tamamen doğrudur. Irak Vücut Sayısı Projesi 2003 işgalinden beri meydana gelen ölümleri 162.000 olarak tahmin ediyor. Diğer tahminler çok daha yüksek, 4.3 milyon Iraklı ya ülke içinde yerlerinden edildi ya da mülteci olarak sürüldüler. Yazdığımız gibi Ukrayna Savaşı henüz emekleme aşamasında -mülteci sayısı artabilir- ancak bu korkunç zayiat rakamlarının tekrarlanmamasını umabiliriz.

Karşılaştırmalar aydınlatıcı… Benzerlikler ve farklılıklar bize dünyadaki güç ile ilgili bize bir şeyler söylüyor.

İlk olarak benzerlikler… Anglo-Amerikan Irak işgali ve Rusya’nın Ukrayna işgalinin ikisi de Birleşmiş Milletler’in gölgesinin olmadığı illegal savaşlardır. Basitçe, saldırgan savaşlardır.

Irak Savaşı için en azından Tony Blair tarafından verilen ana nedenin yanlışlığı kanıtlandı. Saddam rejiminin kitle imha silahı yoktu. Putin’in Donbas ve NATO ile ilgili gerekçeleri -kesinlikle yalanlanamaz olmasa da- uluslararası hukuka göre askeri bir müdahaleyi açıkça zorunlu kılacak seviyeye yükselmiyor. Ne Rusya’nın kendi bütünlüğüne ne de Rusça konuşanlara yönelik bir soykırım riski vardı ve hatta söylenebileceği kadar da düşünülmüş değildi.

Bu noktanın ötesinde politika farklılaşıyor. İngiliz-Amerikan Savaşı Baas yönetimini düşürmek, liderlerini hapsetmek ve yönettikleri devleti tasfiye etmek için açıkça rejim değişikliğini hedeflemişti. Putin bu noktada, bir yandan Ukrayna hükümetini “uyuşturucu bağımlısı ve neo-Naziler” olarak nitelendirip orduyu hükümeti devirmeye çağırırken diğer yandan kendi kendine aynı yönetim ile olan çatışmanın sona ermesine yönelik müzakerelerde bulunarak çelişkili yollar izledi.

Irak işgali, İngilizlerin ilk beş yıl boyunca ABD ordusuna acemice yardım ettiği yedi yıllık bir işgalin habercisi oldu. Bu işgal Irak sorumlusu Paul Bremer’in ellerinde ilk on iki ay boyunca doğrudan ve açıktı. Bundan sonra gerçek güç, Irak hükümetinin perde arkasında faaliyet gösteren ABD ordusuna kaldı.

İşgal, Iraklıların Abu Gharib hapishanesinde ABD güçlerinin kitlesel işkencesinin en iyi hatırlanabileceği ve korkunç bir mezhep çatışmasının en kalıcı şekilde açığa çıkarılabileceği sonsuz felaketlere yol açtı. Paramparça olmuş bir ekonomi ve IŞİD’in yükselişi bunun mirasıdır. Bugün dahi, Irak’ın birliği şüphelidir.

Ukrayna’nın tamamının işgali, Putin’in gücünün ve belki de niyetlerinin de ötesinde olabilir. Bölünme ihtimali dışarıda tutulamaz. Ancak Ukrayna’nın Rus azınlığı arasında böyle bir sonuç halinde net bir heyecanın olmaması, Rus ordusunun galip gelmesi durumunda dahi olası görünmeyecektir. Bush ve Blair’’in Irak iç siyasetinde Putin’in Ukrayna’da oynadığından daha çok kartı vardı.

George Bush’un da İngiltere başta olmak üzere Polonya, Avusturalya ve diğer müttefikleri vardı. Fransa ve Almanya savaşa karşı çıktı. Yugoslavya’ya yapılan yasadışı saldırıda da olduğu gibi NATO’yu, kovuşturmak için kullanma fikri başarısızdı. Ancak kamuoyunu dışlayan meşhur ‘istekliler koalisyonu’ vardı.

Esasen Putin, Belarus Devlet Başkanı ve gelişmiş bir kendini koruma güdüsüne sahip Lukashenko’nun oldukça çekingen desteğini saymazsak, yalnız hareket ediyor. Bu sempati uyandırmak için yapıyor olduğu anlamına gelmez. BM kınama oylamasında çekimser kalan devletler dünya nüfusunun çoğunluğunu temsil ediyor. Ona Avrupa dışında yaptırım uygulayanlar küçük bir azınlıktır. Çin, savaşan olmamasına rağmen Rusya’nın gözünde dosttur.

Son olarak önemli bir fark, Bağdat’ı bombardıman vurduğunda medya ve politikacılar tarafından ABD askeri gücüne hayran kalmaya davet edildik. Bugün, Rusların yarattığı yıkımdan dehşete düşmeliyiz. Ayrıca Ukrayna’da sivil ölüler sayılıyor.

Kısacası, Irak Savaşı sersemletici şekilde tek kutuplu, kibirli ve aşırı güç kullanılan bir saldırganlıktı. Ukrayna sorunu ise ABD’nin küresel olarak dikta etme hakkını sahiplendiği şeyi, bölgesel olarak empoze etmek isteyen çok daha zayıf bir oyuncunun saldırganlığıdır.

Bu üstünkörü karşılaştırma yine de iki savaş arasındaki bağlantıları koparmıyor. En net şekilde görülebilir ki Ukrayna işgali, Irak işgalinin yapıldığı bir dünyada gerçekleşiyor. İngiliz-Amerikan liberal yorumculuğu tarafından yürürlüğe konan ‘beyazlar’ topluluğunun aksine, uluslararası kamuoyunun çoğu bu noktaya dikkat çekmekte tereddüt etmedi. Irak işgalcilerinin ahlaki üstünlüğe sahip çıkmayı düşünmeleri onlarca yıl daha sürecek.

Kurallara dayalı bir düzen çöktüyse bu 2003’teydi. 11 Eylül saldırılarının ertesinde Putin’in Bush yönetimiyle tam bir iş birliği içerisinde olduğunu hatırlamakta yarar var. Putin hala ciddiye alınmayı umuyordu. Irak işgal ve istilasının illegal, yalan ve acımasız oluşu; savaş sonrası inşa edilen ABD hegemonyasının ‘yeni dünya düzeninin’ orman kanunlarına dönüştüğü andı.

O zamandan beri orman kanunları geçerli. 2003 diplomasisinin hatalarını tekrarlamaktan çekinen İngiltere ve Fransa, Libya’nın 2011’de bombalanması için BM yaptırımlarına rejim değişikliği niyetlerini yalanlamak amacıyla göz yumdu ve bu Rusya’nın bir kez daha unutmadığı bir ikiyüzlülüktü.

Bugün Yemen, Suudi Arabistan ve müttefikleri tarafından İngiliz korumalı, ekonomik destekli ve askerleri tarafından bir bombardımana katlanıyor. Sonuç olarak en az 377.000 Yemenli öldü, ve belki de Ukrayna’daki sivil ölümlerin 100 katı fazlaydı. Bu gerçekliği konuşmak, “Peki Şunun Hakkında…”cılık değildir, konuşmamak ırkçılıktır.

ABD ve İngiltere’yi bu hukuksuz davranışlarından dolayı yaptırım altına alma konusu görüşülmedi bile. Ne Blair ne de Bush işledikleri suçlar nedeniyle Lahey’e çağırılmadı. İşgalciler, İran’ın komşusu üzerindeki gücünü artırmanın aralarında olmadığı varsayılabileceğinden stratejik hedeflerini gerçekleştiremediler. Özellikle İngiltere ağır bir işgalden uzaklaştı. Ancak büyük batılı güçler yine pişmanlık duymadan bundan uzaklaştı ve bunun sonuçlarıyla yaşıyoruz.

Savaşı Durdur Koalisyonu Irak Savaşı’na karşı hem başında hem sonrasında kampanya yürüten ana kuruluşlardan biriydi. Savaşa karşı olan hareket, İngiliz halkının daha önce oldukça popüler bir Başbakan olan bir liderin seçtiği bir savaşa karşı çıkmasının geniş bir demokratik ifadesiydi. Hareket bir jenerasyon boyunca siyasi tecrübeyi tanımlamanın örneği oldu ve etkisi, 2003’ten beri yaşanan bir sürü siyasi değişikliğe rağmen bugünlere kadar yankılandı.

Savaşı Durdurun hala emperyalist sosyal demokrasi hayaletinin peşindedir. Daha önce de yazdığım gibi; Keir Starmer, savaş karşıtı harekete ve Parlamento İşçi Partisi’ndeki destekçilerine saldırmak dışında Ukrayna sorunu ile ilgili tam anlamıyla söyleyecek bir şeyi yoktu.

Savaşı Durdurun gizli bir iltifattır. Siyasi strateji olarak söylenecek tüm şeyler; histeriyi saran savaş psikozunun tanelerini, resmi anlatıdan tüm muhalifleri silme hedeflerini ve garip sorular soran herhangi bir sesi sansürlemeye çalışmayı kesip atar.

Ancak büyük soru işaretleri -Son 20 yıldan ders çıkarıldı mı?- devam eder. Gordon Brown, Blair’in karışıklıklarından elinden geldiğinde süratle sıyrıldı. Ed Miliband, savaşın yanlış olduğunu kabul etti ve Suriye’de kargaşadan kaçındıklarını söyledi. Jeremy Corbyn elbette barış hareketinin yaşam boyu şampiyonuydu ve iktidarın gücü kullanımı hakkında bambaşka bir vizyona sahipti.

Keir’in Retro-Blairizmi ve onun Bevin öncesi Bevan nostaljisi, onu Blair’in savaş çığırtkanlığına öykünmeye itecek mi? Elbette bu şansı yakalayıp yakalamayacağı kesin değil. Ancak İşçi Partisi’nin emperyal erdemini kanıtlamak için daha fazla kan dökülebilir, Irak’ın hayaletleri rahatsız.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu