Ekonomi ve KamuculukİVME BlogYaşam TarzıYerel Yönetimler

Ataköy’de Köpeklerin Yaşadığı Rezidans ve Konut Krizi – Kerem Görkem

Sosyal demokrasinin konut piyasası için sunduğu önerilere kulak vermeye, bütün bunları paydaşlarla birlikte tartışmaya ihtiyacımız var.

Biz İstanbul’a sonradan gelenleriz. Ne ben ne de ailemdeki hiç kimse bu kentte doğup büyümedi. Dolayısıyla değil yedi göbek İstanbulluluk, hepi topu on yıllık bir kişisel tarihtir sözünü ettiğim. Fakat şu konuda alçak gönüllülük edemeyeceğim: Belki de şehir plancısı olmanın bir sonucu olarak, İstanbul üzerine ortalama bir İstanbulludan daha çok okudum. Birkaç şey de yazmışlığım vardır. Hal böyleyken, İstanbul’un geçmişini, bugünü ve geleceğini bildiğimi, daha doğru bir ifadeyle, kararında analiz edebileceğimi zannederim.

Eskilerin “Kadıköy sayfiyesine” taşınalı beri, nüfusu ve demografik yapısı bunca şişmemiş kentin mevsimsel hareketliliği, mekân organizasyonu ve yapılaşma biçimleri üzerine daha çok düşünür oldum. Bağdat Caddesi aksında, caddenin güneyi ile Marmara Denizi’nin sınırladığı bölümün bugün hala İstanbul’un yaşam kalitesi düzeyinin en yüksek olduğu mahalleler olduğunu araştırmalar ortaya koyuyor. Osmanlı ve Bizans dönemlerinin tarım ve mesire alanı, devrim sonrası takribi elli yılın ise “yazlık semti” olan söz konusu aksın bugünkü yapılaşma yoğunluğuna ve konut piyasasına tanık olmak, kentlerin yaşayan birer organizma olduğu tezinin de ispatı adeta. Bir de ayaklı kanıtlar var: Hala yerli yerinde duran Suadiye ve Caddebostan plajları. Bugün denize girmenin garipsendiği, elli yıl evvel bu uğurda birkaç aylığına taşınmanın göze alındığı plajlar.

Kadıköy sahil bölgesindeki plajların bir benzeri de yakın zamana kadar Ataköy’de mevcuttu. Ataköy’ün tarihi sözünü ettiğim bölgelere göre çok daha yeni: Bu mini-kent, bugün bir katılım bankasına dönüştürülerek adeta işlevsizleştirilen Emlak Bankası’nın bir projesi olarak, 1980’lerin sonunda Türkiye’nin ilk uydu kenti kapsamında inşa edilen konut blokları, kültür merkezi, marina, alışveriş merkezi gibi çeşitli fonksiyonlardan oluşuyor. Bölgenin, Ataköy 1. Kısım’dan 11. Kısım’a kadar son derece planlı bir yapıda geliştirilen konut bölümü bugün hala ayakta… Kent düzeyindeki altyapı projeleri ile bugün İstanbul’un erişilebilirliği en yüksek semtlerinden olan Ataköy’ün, sahille bağlantısı ise tamamen kesildi. Eskiden plaj olan o yerde, artık yüksek bloklu otel ve rezidanslar hizmet veriyor.

Geçtiğimiz yıl, iş sebebiyle o bloklardan birini ziyaret ettim. Hyatt Regency İstanbul Ataköy adıyla geliştirilen, otel ve rezidans bölümlerinden oluşan projenin, o tarihte otel bölümü faaliyete başlamıştı. Rezidansta ise satışlar sürüyor, yalnızca en üst katta proje geliştiricisi firma sahibinin ailesiyle birlikte yaşadığı bilgisi veriliyordu. Alışılmadık olan çok şey vardı; fakat bugünkü gibi bir konut krizi o tarihte görünür olmadığından onlarca rezidans ünitesinin boş olmasına şaşırmamıştım. Neticede bir kent suçu da olsa, pek çok insanın içerisinde yaşamaktan gocunmayacağı, son derece iyi donatılmış bir projeydi. Elbette istenen fiyatların milyon dolarlar ile ölçülmesi garip değildi, illaki alıcıları çıkardı… Üstüne üstlük, rezidans üniteleri satın alan müşterilere Shell & Core (Kaba İnşaat) olarak teslim ediliyordu. Geliştirici firmanın yapacağı tekdüze iç mekân tasarımının müşterileri tatmin etmesi zordu zira… Rezidansı alan, kendi keyfine göre ince işlerini tamamlatabilirdi. Alışıldık değildi ama hala garipseniyor, anlayabildiğimi zannediyordum.

Ta ki köpeklere kadar… Ziyaretimize refakat eden takım elbiseli, beli silahlı, firma sahibinin yakın çalışanı olduğunu aktaran kişinin bir de beşinci katta köpeklerin olduğu yönünde uyarısı olmuştu. Beşinci katta köpeklerin ne aradığını sorduğumda, patronun köpekleri olduğunu, biraz saldırgan olduklarını, ama kendisine güvenmemizi, binanın o bölümünü de görebileceğimizi söylemişti. Asansörle kata ulaştığımızda, hakikaten de boyumu aşan ve oldukça saldırgan iki cins köpek gördüm. Beli silahlı adam, onları sakinleştirmeye çalışsa da beceremedi, hayvanlar bir rezidansın beşinci katına kapatılmış olmaktan dolayı mutlu görünmüyordu. Oysa masanın karşı tarafı konuya daha farklı bakıyor, köpeklerin rahatının yerinde olduğunu, hatta beşinci katta onlar yaşadığı için “şimdilik satışa bile konmadığını” söylüyordu. Ataköy’de, milyon dolarlık bir rezidansın beşinci katında yaşayan iki köpek, bu garipti işte!

Bu hikâyeyi neden anlattım?

Bugün, o ucube binayı ve içerisinde yaşanan absürt hayatı çok başka bir konut piyasası perspektifinde değerlendirmek durumundayız da ondan.

O zaman garip olan tek şey, lüks bir rezidansın beşinci katında köpeklerin yaşaması fikriydi belki. Ama bugün asgari ücretliler, yeni mezun ve orta düzey beyaz yakalılar, akademik personeller, kamu çalışanları, özetle her birimiz kirasını ödeyebileceğimiz bir konut bulmaktan endişe duyuyorken, Ataköy’de bir rezidansın beşinci katında iki köpeğin son derece mutsuz biçimde yaşadığını bilmek yalnızca garipsenmiyor, öfkelendiriyor da insanı.

Son bir yılda Türkiye’nin hemen her yerinde, özellikle İstanbul’da satılık ve kiralık konut piyasası %100’ün üzerinde artmış, stok problemi baş göstermeye başlamış, bırakın negatif reel faiz ile sunulan “ucuz” kredilere aday olmayı, bir kira kontratının altına imza atmaya yanaşmak bile mümkün değilken, yeni bir politika ortaya konmadan bir şeylerin değişmesini beklemek beyhude.

Sosyal konutlar için finansman sağlanması, kira ve satış fiyatlarının denetimi ve düzenlenmesi, bireysel mülkiyet birikiminin sınırlandırılması gibi sosyal demokrasinin konut piyasası için sunduğu önerilere kulak vermeye, bütün bunları paydaşlarla birlikte tartışmaya ihtiyacımız var.

Yoksa yalnızca Ataköy’de bir rezidansın beşinci katında değil, günden güne yıkıntılara dönüşen riskli konutlarda bile köpeklerle insanların ikame edilmesi mümkün olmayacak.  

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu